02 04 2015

BAŞARMANIN ONURU

Yüreği güzel dostum; başarmak üzere programlanmış mükemmel bir varlıksın sen. Başarmak senin bütün genlerine kodlanmıştır. Başarısız olma hakkın yok senin. Başarmak için çizdiğin hedefte gecikmeler olabilir, hatta dibe de vurabilirsin. Ama pes etmeye, başarısız oldum demeye hakkın yoktur. Başarmak için çizdiğin hedefe giderken, geçeceğin doğru kapı muhakkak yanı başındadır. Doğru kapıyı seçemeyebilirsin. Bunun çok önemi yoktur. Önemli olan hedefe giden yolda doğru kapıyı aramaktan vazgeçmemendir. Hayatın içinde kim emek verdi de karşılığını alamadı. Yeter ki sağlam bir niyetle çıktığın yoldan geri dönme. Başarmak için yola çıkmış bir insan, düşse bile düştüğü yerde hareketsiz, elinden birinin tutmasını bekleyen değil, ayağa kalkmak için düştüğü yerde devinen, ayağa kalkmak için aksiyon içinde olan insandır. Hedefin varsa, hedefe giden yolda çekilenler çile değil heyecandır. Hedefin yoksa çektiğin sıkıntılar sana ızdırap verir. Izdırapla geçirilen her gün yaşam kaliteni düşürür ve seni kendi kendine mızmızlanan, şikayetten başka bir şey bilmeyen bir insan haline getirir. Güzel dostum; hedefini seç. Başarmaya kararlı ol ve heyecanla onu takip et. Bu azimle hayatına devam ettiğin müddetçe seçtiğin her hedefin finish çizgisini başarıyla geçeceksin. Çünkü sende bu kabiliyet var ve başarmanın büyük onuru her finish çizgisinde seni beklemektedir. Yolun açık olsun.   Devamı

21 02 2015

ŞERİAT MI DEDİNİZ?

Okul yıllarını saymazsak en büyük hayat gerçeğini askerlik yıllarımda öğrendim. Gerçek hayatta bir baltaya sap olamamış er ve erbaşlar yeni gelen erlere her türlü sıkıntıyı yaşatırlar, bir alt devreleri gelene kadar tabir yerinde ise analarından emdikleri sütü burunlarından getirirlerdi. Hayat bize çeşitli deneyimler kazandırır. Değişik insanlar görür ve çeşit çeşit olayların içinden geçeriz. Hayatın şahsen bana öğrettiği en önemli gerçeklerden birisi de FANATİKLİĞİN insanoğlu için ne kadar büyük bir virüs olduğu gerçeğidir. 1980 ihtilal’ından önce ülkemizin sağ sol ayrışması, 1990’lı yıllarda baş gösteren Türk, Kürk ayrışması, Laik- Anti laik ayrışması, Alevi-Sünni ayrışması hep bu fanatik bakış açısının gözlerimizi kör etmesinden kaynaklanıyordu. Ülkemizde son senelerde yaşanan olaylar beni askerlik yaptığım yıllara götürdü. Özel hayatında bir baltaya sap olamamış, hayatı ancak başkasının koltuk değnekleriyle yaşayan kişiler taraftarı oldukları yerin AİDİYET hissiyle KRALDAN daha KRALCI kesilerek insanları provoke edip ayrıştırarak, ülkeyi yaşanmaz hale getirdiler. Hayatlarında hep birilerinin gölgesinde yaşamış ve sahip oldukları her şeyi başkalarına kuyruk olmakla kazanmış bu kişilerin gözü kapalı taraftarlık duygusu ülkede adalet duygusunu yok etmiş ve umutsuz bir atmosfer yaratmıştır. Şunu gözden kaçırmadan ülke gerçeklerini görebilseydik durum farklı olacaktı. Yanlış yapanı ikaz edip, ısrarcı olduğunda hakkın ve adaletin yanında durmasını bilebilseydik ülkemiz yaşadığı bu adaletsiz ve karanlık günlere düşmeyecek, çalanlar, haksızlık yapanlar, makam sahibi olanlar ülke kaynaklarını sömüremeyecek ve ülke insanını kullanmaya cesaret ... Devamı

04 02 2015

LAMBADAN CİN HİÇ ÇIKMAYACAK

Bu zamana kadar istediğim birçok şey olmadı.  Olanlar için ödenen bedeli gördüğümde olmamasına sevindiğim isteklerim olmuştur. Kelime yığınlarından oluşan istek yağmuruna DUA demişiz. Emek sarf etmeden, alınteri dökmeden seccadenin başına oturup elinde tesbih bilmem kaç bin defa tekrar ettiğin çoğu da senin için ve senin olmasını istediğin istek yağmurları için Tanrı’ya seslenmekte yetmemiş.  Sanırım bizi duymayacağına inandığımızdan aracılar koymuşuz araya. Türbelere koşmuşuz. Yatırlardan aracı olmasını istemişiz. Hatta daha da ileri giderek yatırları memnun etmek için adaklar adamış, bez parçaları bağlamış, şekerler getirmiş, tatlılar yapmışız. Şeyhlerimize, hoca efendilerimize bizim adımıza dua etmesi için ricalarda bulunmuşuz.  Bu bencilce ve sadistçe bitmek bilmeyen isteklerin ardından dua oyunları oynamış ve oynadığımız oyunların gerçek olduğu hayaline kapılıp, istediğimiz isteklerin gerçekleşmesini beklemişiz.  Üretmeden kavuşmak.  Alınteri dökmeden sahip olmak.  Tanrıyı bu sahtekârca davranışımızın sponsoru gibi görmek. Lambadan çıkacak Cin muamelesi yapmak.  Ne kadar acı değil mi? Oysa bir müteşebbis bir fabrika kuracağı zaman ne kadar çok şeyle uğraşıyor. Önce fabrikanın arsasını satın alıyor. Belediyeden ve gerekli kuruluşlardan oraya fabrikayı yapabilmek için izin alıyor. Bunun için dünya kadar para yatırıyor. Sonra bir inşaat firmasıyla anlaşıyor. O arsanın üzerine milyonlarca lira harcayarak fabrikasını yapıyor. Fabrikada üretim yapabilmek için makineler satın alıyor. Fabrikayı açabilmek için devletin bir sürü birimine binlerce lira harç ve vergi yatırıyor. Sonra o fabrikada üretim yapacak kalifiye elemanlar, onları organize edecek yöneticiler buluyo... Devamı

19 12 2014

ŞEFAAT

Önünüze güzel kitabımızı alıyorsunuz. 114 Sureyi baştan aşağıya tek tek inceliyorsunuz. İnsanların en çok aldatıldığı, cemaatler ve tarikatlar tarafından en çok suistimal edildiği konulardan biri olan ŞEFAAT konusuna özellikle dikkat ediyorsunuz. Fatiha suresi ile başlayan ve Nas suresi ile biten koskoca kitabın son yaprağını devirdiğinizde ağzınız açık kalıyorsunuz. Aaa! diyorsunuz, adı ve etiketi ne olursa olsun kişilerin şefaat hakkı yokmuş. Hz. Muhammed'in getirdiği Kur'an kitabında Hz. Muhammed' de dahil kimsenin şefaat hakkı yokmuş. Kur'an kitabında tek şefaat makamı sadece Allah'ınmış bilgisine ulaşıyorsunuz. Şimdi Peygamberleri, evliyaları, tarikat şeyhlerini, hoca efendileri şefaatçı kabul edip, bu dünyada yan gelip yatarak ahirette beleş bir şefaatle cennet bekleyenlere şunu hemen duyuruyorsunuz. ALDATILDINIZ.! Kendileri senin etinden sütünden, parandan, malından istifade edip saltanat sürmek için seni kandırdılar. Şimdi sıra sende. Sende biraz cesur olacaksın. Ve kral çıplak diyeceksin. Bu adamların din üzerinden saltanatlarını korumak için Kur'anda olmayanı varmış gibi anlatarak şirk koştuklarını ve gerçek bir müslümanda şirkten eser olamayacağını yüzlerine haykıracak ve onların saltanatlarını yıkmak, masum insanları sömürmelerine engel olmak için bu başkaldırıyı yapacaksın. Gün Musa etiketi taşıyan Firavunları ortaya çıkarma günüdür. ... Devamı

16 05 2014

KENDİMİZİ AŞ.KMAK

Kendimizi aş.kmak En çok üzerinde kafa yorulması gereken konu. Nasıl OLacak kendini aş.kmak Kendimce çıkarımım şu. 2007 yılında Tanrının Doğum Günü’nü OKUdum. Okudum, bir daha okudum. Notlar aldım. Her okuduğumda yepyeni şeyler keşfettim. Nereye kadardı bu okuma. Hayatı nasıl geçirmek gerekiyordu. Evde eşime bile söyledim. buRAK’tan işaret bekliyorum. Eğer dünyaya sevgiyi hakim kılmak için bir görev çıkarsa beni yok bil. Sevgiyi hakim kılmak için yola çıkacak adam sevdiğini yarı yolda bırakıyordu. Tezata bak. Sonra Peygamber Çocuklar çıktı. İlk önce OKUduğumda TDG kadar sarmadı beni ne yalan söyleyeyim. Hayatımda ilk çıktığım tatilde havuz başından kalkmadan okudum. O zaman anladım ki, PYÇ aslında devrim nasıl yapılır. İnSAn kenDİNi nasıl bulur. Devrime nasıl hazırlanılır buna bizi hazırlıyordu. Sonra ikisi Levh-i Mahfuz OLarak çıktı. Tekrar OKUdum. Nereye kadar OKuma devam edecekti. buRAKdan da ses çıkmıyordu. …. Yapabildiğim kadarıyla susma oruçlarını hayatıma soktum. İç sesim buRAKdan hiç ses gelmeyeceğini söyledi. Zaten bu adam OLdum OLası çok konuşan biri değildi. buRAK zaten yapması gerekeni yapmıştı. Birgün şu kararı aldım. Emin OLun benim gibi tarikatlarda yetişmiş, gece gördüğü rüyanın yorumunu bile şeyhine soran bir adamın alacağı bir karar değildi. Levh-i Mahfuz bana yapabileceği en büyük iyiliği yapmıştı. Benim aklımı kullanmamı, irademle kendimi yönetmemi, kendi hayatıma sahip çıkmayı ve KaDeR’ime kadir olmayı öğretmişti. Hayata bunları sokacak ve uygulayacak Levh-i Mahfuzu yazdıran Tanrı ya da onun yazarı OLamazdı. Bunları benim başarmam gerekiyordu. Kitap benden bunu istiyordu. O günden sonra hayatımı tarumar etmek pahasına kendi hayatımı yö... Devamı

24 01 2014

ÇOCUK GELİNLER. İNSANLIĞIN UTANCI

Çocuklarımız. Yarınlarımıza umutla bakmamızı sağlayan biricik yavrularımız. Gözümüzden daha fazla sakınmamız gereken CaN varlıklar. Bir ömrü bizle paylaşmak için severek beden denilen elbiseyi giymeyi göze alan indigolar. Emanet olarak onlardan aldığımız dünyayı, tertemiz bizden teslim almayı bekleyen geleceğin ışık varlıkları. Erkeklerin egemen olduğu ataerkil toplumlarda hayatı yaşarken zorlanan, daha doğrusu erkeklerin zorlaştırdığı kadınlarımız. Eline çocuğunu aldıktan sonra bir değil iki kaderi birden sırtında taşıması gereken kadınlarımız. Hele doğurduğu kız çocuğu ise kendisi ile beraber kız çocuğu içinde ağlamaktan göz pınarlarında yaş bırakmayan analarımız. Ülkemizin kanayan yarasıdır ÇOCUK GELİNLER. Daha 10 yaşlarına gelir gelmez babasının para makinası olarak görüp maddi bir açığını kapatmak için babası, dedesi, en insaflı ihtimalle abisi yaşında erkeklerle evlendirilen kız çocuklarımız. Bebeklerle oynaması gerekirken, sek sek oynayıp hayallerini büyütüp umutlarına yastık yapması gerekirken, hayal kurmasına bile müsade etmediğimiz yavrularımız. Doktorculuk oynayıp, hastalarına bakmayı hayal ettirmediğimiz, hemşire olup hastalarına şifa dağıttırmadığımız çocuklarımız. Hayallerini katletmekle kalmayıp, yaşamlarını da katlettiğimiz çocuklarımız. Çocukluğunu yaşayıp, yarınlarda büyüteceği çocuklarıyla beraber toplumu da şekillendirecek hayallerinin katili olduğumuz çocuklarımız. 12 yaşında anne yapılan, cinselliği deneyimlemeyi bırakın, daha kendi vücudunu tanıyamadan hoyrat ellerin vicdansızca vücutlarında gezindiği, cennet ırmakları kadar temiz çocuklarımız. Cennet ırmakları gibi tertemiz akması gerekirken, zehir gibi gözyaşların mahkum ettiğimiz çocuk gelinlerimiz. Ölüme gönderirken... Devamı

31 12 2013

DEMOKRASİ BİZDE BU KADAR. ŞİMDİLİK!

Demokrasi insan evladının son yüzyılda bulduğu insana yakışan en muhteşem yönetim şeklidir. Bunu bilen ve gören Atatürk, Cumhuriyetin temellerini atmaya başladığında meclis denilen çoğulun fikir ve görüşlerini ortaya koyduğu bir platform olan Türkiye büyük millet meclisini kurdu.  Bu karar eğer kurtuluş savaşı başarılabilirse demokrasiye geçişin ilk işaretleriydi. Bunu hiçbir politik yaklaşımın içinde ya da dışında bir fikir olarak söylemiyorum. Bu ülkeye gelmiş geçmiş en demokrat adam Atatürk’tür. Onun internet sitelerinde dolaşan çok önemli bir fotoğrafını size anımsatmak isterim. Yeşil paltolu ve sakallı bir din adamı vardır. Ona toplumun içinde şu itirazı yapmıştır. Neden tekke ve zaviyeleri kapattın sorusunu sormuştur. Lütfen o fotoğrafa çok iyi bakın. O sakallı ve cübbeli din adamının omzuna elini koymuş ve onu canı gönülden dinleyen bir lider göreceksiniz.  İşte onun gibi düşünmese de onu anladığını gösteren çok demokrat bir fotoğraftır bahsettiğim fotoğraf. Demokrasi kendi gibi düşünen kişilerin hakkını gözetmek değildir. Bunu yapmak demokrasi değil tarafgirlik olur. Demokrasi çoğunluğun içinde senin gibi düşünmeyen, inanmayan ve yaşamayan insanların haklarını teslim etmektir. Demokrasi senden olmayanlara verildiğinde daha da anlam kazanan bir zenginliktir. Bu yazımızda kişiler üzerinden gitmeyeceğiz. Kişilerin yönettiği hükümetler üzerinden gidersek kişilere takılmış oluruz ki bu bizi yanlışa götürür. Yapacağımız kişiler değil, kişilerin yönetiminde ortaya konulan demokrasi ve insan hakları meselesine gösterilen duyarlılık olacaktır. Bu ülkenin birçok köyünde 1980’li yılların ortalarına kadar elektrik bile yoktu. 1970 li yıllarda g... Devamı

17 11 2013

SEVGİ ÇIPLAK KALABİLMEKTİR.

    Yaşadığımız zaman dilimlerinde birçok şeye kutsallık yüklemişizdir. Kutsadığımız her şey aslında anlayamadığımız, anlayamadığımız içinde korkumuzdan kutsayıp dondurduğumuz şeylerdir. İnsan doğası gereği anlayamadığı şeyleri kutsayarak ondan korunduğunu zanneder. Oysa tekamülden kaçış yoktur. Cevaplarını veremediğiniz her soru, cevabını bulana kadar başka versiyonlarıyla sürekli karşınıza çıkacaktır Bir şey ilgi alanınıza girdi ise onu anlamaya çalışırsınız. Anlamaya başladıkça yaklaşmaya başlarsınız. Yaklaştıkça sevmeye başlarsınız. Sevdikçe sizde ona benzeyen birçok özellik keşfedersiniz. Sevginin olduğu yerde mahremiyet olmaz. Çünkü sevmek çırılçıplak  kalabilme cesaretini gösterebilmektir. Sevdiğinizin hiçbir engele takılmadan sizde, sizinde onda  yansıyabilmesidir. Bu bağlamda eşlerimiz bize tekamül yolculuğunda büyük ivme kazandıran güçlerimizdir. Kendimizi görebileceğimiz en yakın ayna eşlerimizdir. Kendinizi net olarak görebileceğiniz bir ayna arıyorsanız eşinizden daha net sizi gösterecek bir ayna bulamazsınız. Aslında ondan size yansıyan her hoş olmayan hareket ya da tavır sizde bulunan, olumsuz  tavrın yansımasıdır. Kendinizi düzelttiğinizde, eşinizden size gelecek o sıkıntı kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Evlilik kutsallık yüklenecek bir mefhum değil, anlaşılıp tekamül yolculuğunda mutluluğu yaşayacağımız CENNET’in adıdır. Onu kutsayanlar hep dünya cehenneminde yanıp kavrulan insanlardır. Kutsadığınız her şey kayıp hanenize yazılan ve öğrenmeniz gereken sınav sorularıdır. Bu soru tekamül sınavının en çetin sorularından biridir. Onu kutsayarak ve dondurarak sınıf atlamanız mümkün değildir. Ya cesaretle bu sınavın üzerine gidecek bu soruyu cevaplayacaksınız,... Devamı

03 11 2013

YAŞAMAK BİR SANATTIR.

  İnsan hayatı boyunca ne iş yaparsa yapsın: a)      İnancı b)     Özgür bir iradesi c)      Varmak istediği hedefi d)     Hedefine giderken çizdiği bir planı yoksa başarılı olma şansı yoktur. Hayatın içinde çekilen çileleri heyecana çeviren olgu hedeflerinizdir. Bu çileleri heyecana çeviren aslında sizdeki inançtır. İnanç ömrün bereketli geçmesine, yaşam tualine çizdiğiniz resimlerin muhteşem olmasına ve başarı denilen içsel manevi duygunun mutluluğunu yaşamanıza sebep olur. Özgür irade kendine güvenen insanların kullandığı bir melekedir. Kişiliğini bütün ipoteklerden kurtarmamış bir bireyin başarı denilen duyguyu tatması mümkün değildir. O, ya asalak yada yalaka olarak hayatını idame ettirecektir. Bütün iplerinizi elinize alıp, tüm kontrolün sizde olduğu bir hayatı yaşamak zordur zor olmasına… Ancak yaşamaya doyulmayacak hayat tüm bağlarımızdan kurtularak yaşadığımız hayattır. Elimize aldığımız bulunmaz bu iki erdemle dağları devirebilir, dünyaları tek başımıza ayağa kaldırabiliriz. Bu iki erdemle planlarımızı gerçekleştirir, hedeflerimize korkusuzca gideriz. İnsan evladının en büyük handikaplarından biri de “İNSANLAR NE DER” kaygısıdır. Bu kaygı hayat yolculuğunda en büyük ayak bağıdır. Hayat yolculuğunda eğer siz başarmaya talipseniz ve başarıyorsanız sizin için muhakkak bir şeyler söylenecek ve eleştiri okları çok acımasızca size fırlatılacaktır. Bunların hiç birine aldırmayacaksınız ve yoklunuzdan bir santim bile ayrılmayacaksınız. Özgür birey fikir üretmek ve yol göstermekle eleştirmek arasındaki farkı ayırt edebilen insandır. Fikre, fikirle karşılık ve... Devamı

15 06 2013

GEZİ PARKINI ANLAMAK.

GEZİ PARKINI ANLAMAK. |  görsel 1

    Yıllardır seçmek için gittik sandığa… Ne istediklerini sormadık., Ne istediğimizi zaten onlar sormadılar. Birkaç avanta, birkaç yakına iş ve birazda tatlı söz. Geldiler anlattılar ve gittiler. İşte böyle seçtik ve zaten beş yıl bir daha da uğramadılar. Bu ülke gerçek bir siyasetçi görmedi. İlk önce kendi menfeatlerini düşündüler, sonra yakınların, sonra yalakaların. Arta kalanı millete dağıttılar. Kabul etmeseler de vesayet altında idiler. Ülkeyi elin sıcak parasıyla yönettiler. Sıcak paranın sahiplerini memnun ettiklerinde her şey güzeldi. Memnuniyet bitince paranın sahiplerini biz gidiyoruz dediklerinde her şey tepetaklak oldu. Sıfır hammaddeyle dünyanın sayılı ekonomisi arasına giren Japonya. Ülkesindeki hammaddeyi işletemeyip, onu satan ve mamul olarak ithal eden bir Türkiye. Yol yaparak ülke kalkınmaz. İnşaat yaparak ülke kalkınmaz. Üretime dönük yatırımdır ülkeyi kalkındıran. Üretimin sağladığı parayı gerçekçi paylaşımlarla dağıttığınızda halk refaha kavuşmaya başlar. Bugün gelinen nokta da GEZİ PARKINDA yaşanan, yıllardır kullanılan ve seçimden seçime ziyaret edilip onun ötesinde sırtındaki sülük gibi kanı emilen halkın pekte farkında olmadan yetiştirdiği gençlerin başkaldırısıdır. İyi okumak lazım bunu. Bu sen git başkası gelsin başkaldırısı değildir. Bu başkaldırı kim olursan ol, artık kafana göre iş yapamazsın başkaldırısıdır. Bu başkaldırı solcuların değil, sağcıların değil, Müslümanların değil, ateistlerin değil, tüm renkleri içinde barındıran bir avuç gencin halkı ayağa kaldırmasıdır. Bireysel olarak hedefe AKP iktidarı  konsa da şu an için, aslında AKP ile ilgisi yoktur bu başkaldırının. AKP’nin sergilediğ... Devamı

28 05 2013

İSTEMEM

İstemem ÖLdüğümde cenaze töreni falan. Süslü dualar, yapmacık gözyaşları. Beden elbisemde ne varsa tek tek alsınlar. Canım can olsun tüm canlara. Olacaksa eğer cenazemde şunlar olsun isterim. Kedilerle köpekler yan yana dursun. Kumrular öterken koro halinde, güvercinler mezarıma konsun. MeHMeTTEKeCi Devamı