16 06 2016

BANA EN ÇOK NE SORULUR.

BANA EN ÇOK NE SORULUR. |  görsel 1

Sen komünist misin? Yoo! değilim. Sen ateist misin? Yoo! değilim. Peki yukarıdaki soruları bana sormanı gerektirecek neden nedir? Sen hep müslümanları eleştiriyorsun. Dindar olanların açıklarını durmadan anlatıyorsun. Tarikatlara ve cemaatlere hep karşı duruyorsun.  O yüzden senin tarafını seçemiyorum. Üstelik sen bir de emekli imammışsın!!!! Ben müslümanları eleştirmiyorum. Müslümanların söyledikleri ile yaptıklarının bir birine zıt olduğunu söylüyorum. Söz süper, ortaya çıkan ise tam onun % 100 zıddı şeyler.  Oysa Türkiye'de küçücük bir ilçede bir komünist belediye başkanı seçiliyor.  Seçildiği gün makam aracını satıyor. Makam odası olayını bitiriyor. İlçede ulaşımı bedava yapıyor. elektrik ve su parasını ise yasalardan kaynaklanan nedenlerden dolayı minimum fiyatlarda satıyor. İlçede bulunan hazine arazilerinde ırgatlık yaparak tarım yapıyor ve bunun yarısını ilçedeki fakir halka dağıtıyor, yarısı ile de belediyeye bütçe yaratıyor. Şimdi sen yıllardır milleti soyup soğana çeviren, ulaşıma, gıdaya akıl almaz zamlar yapan, makam araçları ile saltanat süren, saraylarda yaşayıp kendisi Karun gibi yaşarken sana makarna, bulgur dağıtan, kullandıkları makam aracının parasını yedi ceddin bir ömür çalışsa alamayacağın makam saltanatını devletin itibarı olarak anlatan kişilere sen Allah dedikleri için müslüman diyorsun. Bende o komünist belediye başkanına müslüman diyorum. Çünkü o Hz. Muhammed gibi Hz. Ali gibi, Hz. Ömer gibi idarecilik yapıyor. " Komşusu açken tok yatan bizden değildir" diyen bir peygamberin yaşantısına hangisi daha çok uyuyor. Lütfen vicdanınla söyle. Hangi idarecilik uygulaması müslüm... Devamı

15 06 2016

BİR SANATTIR YAŞAMAK

BİR SANATTIR YAŞAMAK |  görsel 1

Nereden geldiğin değildir önemli olan. Önemli olan nereye gideceğindir. Giderken izleyeceğin sistemdir önemli olan. Yolda yürürken yaşama katacağın güzellikleri hesap etmektir. Yaşama katacağın güzellikleri bir heyecan içinde hayata kazandırmak için alınteri dökmektir. Yaşamak zor bir sanattır. O yüzden yaşamın içinde erdemler gizlidir. Ayakta tutulması gereken değerler o yüzden hayata anlam katar. Aslında hayat ömrünü sürdüğün zaman diliminde yaşadığın evrene sunduğun değer kadardır. Onun ötesi kuru kuru nefes almaktan başka bir şey değildir. Zaman zaman insanlar yorulurlar yaşamaktan. Haklıdırlar da. Ancak gözden kaçırdıkları bir konu vardır. Nefes almak için mola verebilirsin de, vazgeçemezsin. Vazgeçtiğinde kaybedersin. Kaybettiğinde yeniden sıfırdan başlamak zorunda kalırsın. Oysa hayat bir ömrü çöpe atacak kadar ucuz değildir. Tökezlemek hayatın içinde var Düşmekte. Hatta yolun rotasını şaşırmakta var. Ancak pes etmek yok. Yolu geri dönmek yok. İşte bunların hepsi yürüdüğün yolu başa saran pişmanlıklar. Hayat zor kabul. Hayat doğru ipin ucundan tutmadığında yorucu, kabul. Bunlar hepsi aslında hayata karşı korkularımızdan. Korkularımız bizim hapishanemiz. Korkularımız bizim çıkışı olmayan labirentimiz. Bu labirentten çıkmanın tek yolu hayatın zorluğunu kabul ederken, korkulacak bir şeyin olmadığını bilmektir. Korkularımız bizi labirentin içine kilitler. Bir kez bizi labirentin içine kilitlemeyi başarırlarsa çıkış kapısını bulup, o kapıyı kırarak çıkmak çok zor olacaktır. Zaman zaman beklemek gerek. Bir durup dinlenmek. Şöyle bir yolu izlemek gerek. Nasıl gideceğimizin hesabını yapmak. Güncellenmek gerek. Hayatın i&cced... Devamı

05 06 2016

AKPARTİ GERÇEĞİ

2002 Yılı. İlk dört yılı çıkıyoruz. Avrupa Birliği ile entegrasyon. Avrupa Birliğine almasalar da, Avrupa birliğine uygun normlarda bir ülke ve demokrasi yaratmak. İyi sinyallerdi. Güzel oy almaya başlamışlardı. Toplumun sağcısı, solcusu inanmaya başlamıştı. O yüzden toplumun her kesiminden oy aldılar. Sonra devletin köşe taşlarında hakim olma durumu söz konusu olmaya başlayınca iş hizmetten çıkıp, rant paylaşımına dönüştü. Ülkenin her kesimini kucaklayan bakış açısı düşman safları dizmeye başladı halkın karşısına. Artık seçimlerde hizmet anlatmak yerine düşmanlar anlatılmaya başlandı. Ta Malazgirt'ten başlayarak, Cumhuriyetin kuruluşuna emek verenlere kadar bir sürü düşman telaffuz edildi seçim meydanlarında. Onlara inanıp oy veren halk, bir umut geri dönüş, iki umut geri dönüş diye beklerken halk anladı ki artık hizmet yarışı bitti. Rant paylaşımı son sürat devam etmekte. Eskiden halka inen refah yandaşlar arasında paylaşılmaya başlandı. Yandaş işadamları. Yandaş Medya  Yandaş Hukuk  Yandaş Bürokratlar Ve...! Yandaş olmaya yanaşmayanlardan oluşmuş düşman safları. Herkes şaşırıyordu. Nasıl olurdu, devleti yöneten zihniyet halkı yandaş ve düşman olarak ikiye bölebilirdi. Ama bölebiliyordu. Hem de devletin imkanları ile çıktığını kendi ağzından söylediği seçim meydanlarında. Bundan önceki milletvekili seçimlerinde ezici bir şekilde iktidar olduklarında sabah sokağa çıkmıştım. O zaman devlet memuru idim. Sokakta benimle karşılaşanlar "Hocam bak sildik süpürdük, gerçeği göremedin, hüsrana uğradın" diye hava atmak için sıraya girmişlerdi. O gün onlara şunu söylemiştim. Sona yaklaşıyorsunuz. Çünkü devlet umurunuzda de... Devamı

04 06 2016

BAŞARMAK MI DEDİNİZ?

BAŞARMAK MI DEDİNİZ? |  görsel 1

Herkesin başarı öykülerini okuyup hayran kaldık.  Neden bende böyle başarılı bir insan değilim diyerek iç geçirdik.  Başarı anlayışımız biraz pahalı araba, güzel bir malikâne ve bankada biraz kabarık bir hesap ve her yıl kaynak ayırma ihtiyacı hissetmeden istediğimiz zaman tatile çıkmakla sınırlı olduğu için yaşıyorduk bu yanılgıyı… Ne başarı öyküleri gizlidir kentin varoşlarında… Ya da modern ve elitist bir ailenin maddeye bir çul kadar değer vermeyen indigosunun yaşamında.. Siz bilir misiniz? Aldığı üç kuruşa rağmen çalıştığı yerdeki haksızlıklara baş kaldıran ve ekmeğini kaybetme pahasına haksızlığa razı olmayan bir karakterin başarı öyküsünün ne kadar değerli olduğunu… Siz bilir misiniz? Aldığı üç kuruş parayla kimseye muhtaç olmadan yaşamını devam ettirmek için yoksul ama onurlu yaşamı tercih edenlerin başarı öykülerini.. Toplumun, inançlarının, ailesinin ve yaşadığı tüm çevrenin kendisini çepeçevre sardığı bağnazlık, bağımlılık ve menfeatperesliklerinin üzerinde bıraktığı tortulardan “KİM NE DER” kaygısı taşımadan cesaretle kurtulan cesur yüreklerin başarı öyküleri ne kadar da değerlidir. Kapitalist sistem bize hep başarıları para ve paranın değerleriyle ölçmeyi öğretti.  Çok sevdik üzerimizdeki marka ceket, takım elbise ya da blue jine göstermeyi Arabamıza bindiğimizde özelliklerinden şöyle gururla bahsetmek çokta mutlu etti bizi. Oturduğumuz evin yemek, yatak ve oturma gruplarını eşe dosta göstermekten bir başka zevk aldık. OYSA ASIL BAŞARI BUNLARA SAHİP OLMAK DEĞİLDİ. Asıl başarı bunlara sahip olmadan da gönlü zengin, kimin nesi var nesi yok hayran olmadan kendi dünyamızın sahibi olabilmekti. Bunu b... Devamı

27 05 2016

BELKİDE ADEM YASAK MEYVEYİ BİR HAYAL UĞRUNA YEMİŞTİ

Adem prototipi ile bedenlenerek tekâmül yolculuğuna başlayan insan, Muhammed prototipi ile miraç gerçekleştirerek sistemin ana kumandasına astral seyahat gerçekleştirdi. Muhammed kimliğine bu bilinçle yaklaştığınızda Hatem-ül Enbiya- “Peygamber Mührünü” elde etmiş insan görürsünüz. Yani bilgisayardaki elçilik dosyasını crakleyerek tüm bilgiye sahip olan insan ile karşılaşırsınız. Miraç Craklenmiş dosyadaki bilgileri öğrenen insanın Tanrı ile yüz yüze gelmek için çıktığı astral yolculuk. Tüm bilgilere ulaştığını ve bundan sonra her şeyi bildiğinin sevinci içinde, Tanrı’nın O ZAMAN GİT VE YAP dediği durumdur Miraç. İnsanın bilme fazından yapabilme fazına geçmesi için Tanrı tarafından cesaretlendirilen zaman dilimi. Ademoğlu’nun insanlık yolculuğunda Level atlaması. Muhammed bilincine ulaşmış insanın bildiklerini tek tek yapabilmesine KADER diyoruz.  Elçilik bilgisine ulaşana kadar yazılmış bir kaderi yaşarken, KaDiR ile KaDeR’ini yazmaya muktedir hale gelmek.  İşte insanın tekâmül yolculuğunda finish’e en çok yaklaştığı nokta sanki burası. Âdem kimliğinin Rahim sıfatına bürünüp, Rahman’ın rengine boyandığı noktaya en çok yaklaşılan yer. 99 Esma’nın Âdemde tek tek tecelli ederek İnsan olma şerefini bütün hücrelerine kadar hissetme duygusu. Ahirzamanda insan evladının bütün prangalarını ayağından çözecek kriptolar. İnsanın esaretinin farkına varıp, cehennemden çıkmak için verdiği mücadele.  Bu mücadeleden sonra çıktığı İnSAnlık yolculuğu. Nihayetinde Halife olarak Rahim’leşerek Rahmana ulaşma. Bilmem çok mu hayal oldu? Olsa da hayal kurması bile güzeldi. Bütü... Devamı

21 05 2016

HZ. MUHAMMED'İN BAŞARISI

Hz. Muhammed'in en büyük başarısı bence şuydu. Getirdiği inanç sistemi ile zalimlerin karşısında ve mazlumların yanında oldu. O yüzden bir halk hareketine dönüştü. Mazlumlar açken o da açtı, mazlumların tüm derdine koştu, sokakta annesini babasını kaybetmiş yetim çocuklarla tozda toprakta oynayacak kadar halka indi. Dikkat edin düzene karşı örgütlediği ilk halk katmanı köleler ve yoksul halktır. Bugün Hz. Muhammed'in dinini yaşadığını iddia edenler zalimin yanında ve mazlumun karşısındadır. Bugün ne devlet, ne hükümet, ne de adalet mazlumun yanında değildir. Zalimden yanadır. O yüzden bugünün müslüman ülkelerini yönetenler Karun kadar zengin ve Firavun kadar saltanat sahibidir. Yaptıkları herşey saltanatlarının devam etmesini sağlamaktan başka bir şey değildir.  UNUTMAYIN !  ZALİMİN DİNİ YOKTUR.   Mehmet TEKECİ Devamı

21 05 2016

KUR'AN KİME HİTAP EDER

Kur'andaki bütün hitap şekilleri müslümanlara idi aslında. Onlar ise bunu hiç üzerlerine almadılar. Hep başkalarına yükleyerek kaçak güreştiler. Kitap Firavun dedi, Mısırda yaşayan adam zannettiler. Kitap Karun dedi, 3.500 yıl önce yaşayan zengin ve cimri adam dediler. Kitap Nemrut dedi, İbrahimi ateşe atan adam dediler. Kitap zalim dedi üzerlerine alınmadılar. Kitap ey ehli kitap dedi, onlar bu yahudi ve hıristiyanlar dediler. Kitap münafıklar dedi, biz değiliz dediler. Kitap yahudiler dedi onlar İsrailliler zannettiler. Oysa yahudilik bir milletin değil, gericiliğin ve yobazlığın ortak adı idi.  Kitap inançlarını çok ucuz fiyata satanlar dedi, kimse üzerine alınmadı. Kitap ruhbanlık yok dedi, her biri bir köşe başını ve ekranı tutmuş ruhbanların hiç biri üzerine alınmadı. Kısaca müslümanlar bu kitap bizim kitabımız dediler. Ancak ne anladılar ne de dinlediler. Ne de içindeki hitapları üzerilerine alındılar. Kıyamete kadar geçerli dedikleri kitabı arap yarımadasından çıkarıp evrensel bir mesaj haline getiremediler. Oysa İslam demek "evrensel mesajların" toplamı değil miydi? Hem de barış, huzur, esenlik getirecek evrensel mesaj... O halde "Rabbın huzuruna yüzü kızarmadan, alnı açık çıkacak tek bir müslüman yok yerküre üzerinde... Boşu boşuna huri ve cennet hayali kurmayın. Cehenneme çevirdiğiniz dünya sırtınıza yük olup binmedikten sonra, dünyaya verdiğiniz zararı elek gibi eleyip temizlemedikten sonra hak din, hak kitap söyleminiz havada kalacak. Ya İslam olacaksınız ya da rezil gibi yaşayıp aşağılık hayatların figüranı olacaksınız.  Eğer islam barış dini ise sözünüzü tutun. Dünyaya barış getirin. Ya da İslamın sırtından düş&u... Devamı

20 05 2016

ATATÜRK VE ÖLÜM

ATATÜRK VE ÖLÜM |  görsel 1

ÖLÜM somut bir kavram olarak görülse de aslında ne kadar da soyut bir kavram. Neredeyse fani bedeni dünyayı terk edeli 80 yıl olmuş. Yapılan bütün negatif çalışmalara ve hatta son yıllarda ortaya koyduğu eserleri tek tek ortadan kaldırılmaya çalışılsa da hala ÖLMEK kavramını bu ülkede yerle bir eden bir insan tanıyorum. Mustafa Kemal ATATÜRK. Fani bedeni yok olup gitse de hala capcanlı yaşıyor. Yüzünü görmeyen nesiller hala onun bıraktıklarına sahip çıkıyor. Son 13 yıldır bütün eserlerinin üzerine karabulut gibi çökülmesine rağmen gencecik yürekler, küçücük çocuklar, yürümeye takati kalmamış dedeler ve neneler hep onun sevgisini haykırıyorlar. Her milli bayramda Anıtkabir mahşeri bir kalabalığı yaşadı. Her yaşanan gün Anıtkabir de bedenin ölmesinin, insanın ölümü olmadığını ispatlayan bir Mustafa Kemal ATATÜRK var.  "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır" diyen bu mütevazi dev adamın "Muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur" sözü ile zorlu zamanlarda ne yapılması gerektiğini anlatması hep ışık oldu yaşlısına gencine. Olmaya devam ediyor. Sanki bir kudret o sesi daha kundağına yeni sarılmış bebeğin bile kulağına fısıldıyor. O yüzden ölmek göreceli bir kavram. Cennette hurilerle zevk sefa sürmek için yaşayanlar için ÖLÜM bir realite, yaptıkları ile insanlığa miras bırakanlar için ise bedenin sadece yok olmasıdır.  Ölümsüz olanları, yaşadığı evrene bir değer ... Devamı

16 05 2016

DECCAL VE MEHDİ

DECCAL bir kişinin aynasından insanlara yansıyan olumsuz enerjidir. Korku imparatorluğudur. Deccal'ın enerjisinden beslenen milyonlarca vampir vardır. Deccal'ın ordusu negatif enerjiden beslenen korkak ve sürüleşmiş insanlardır. MEHDİ Bir insanın aynasından yansıyan SeVGi enerjisidir.  Mehdiyyet enerjisi her mahalleye kurulmuş elektrik trafoları gibidir. Tek bir trafo bütün bir mahalleyi besleyebilir. Korku enerjisine sahip, insanlar ve korkuyla beslenenler ve saltanata boyun eğenler, saltanatın kudretine karakterlerini peşkeş çekenler DECCAL'ın aynasında kendini seyreden Deccallardır. Deccal bir kişi değil, bir kişiden yansıyan enerjidir. Herkes içindeki bu enerjiyi iyi görmelidir.  Öfkesinde bile HaK OLmayanın adaleti OLmayacağı için, sahip Olduğu enerji deccaliyet enerjisidir. Mehdilik bir kişiyle kısıtlanamaz. Deccaliyet enerjisini ortadan kaldıracak SeVGi enerjisine sahip ya da o enerjiye bağlı herkes Mehdidir. Mehdiliği bir kişiyle sınırlandırmak çok tehlikelidir. Mehdi koltuğunu herkesle paylaşabilecek kadar gani gönüllü kişinin şahsında aleme yansır. Herkes birer DeCCaL ve herkes birer MeHDi adayıdır. Olaylar karşısında aldığınız tavır ve ortaya koyduklarınızın HaK ve aDaLeT ile tartıya çıktığında ne tarafta Olduğunuz net bir şekilde ortaya çıkacaktır. smile ifade simgesi Mehmet TEKECİ heart ifade simgesi ... Devamı

15 05 2016

KİM AKRABA?

KİM AKRABA??? Akrabalarımla ilişkilerim hep sıkıntılı olmuştur. Candan benimle görüşen 2 bilemedin üç akrabam var. Kimi görüşmemek için kulağımdaki küpeyi bahane eder, kimi dövmemi, kimi giyim kuşamımı, kimi yaşam tarzımı.. Hatta evimin İstanbul'a uzaklığını bahane ederek görüşmeyenine bile rastladım. Akrabalık kurb kelimesinden geliyorsa ve yakınlık, aralarında yakınlık bağı olan insanlar demekse neden insanlar yakınlık kurmak için bahanelere sarılırlar. Neden direkt olarak söyleyemediklerini bahanelere sarılarak ortaya koyarlar. Bu anlamda hep düşünmüşümdür. Akrabalık doğumdan dolayı etrafında çeşitli sıfatlarla hazır bulduğun insanlar mı, yoksa ruhsal olarak kendine yakın gördüğün, menfaatsiz görüşebildiğin, hayatı beraber paylaşabildiğin insanlar mı? Hayatım boyunca kimsenin giyimine karışmadım, ne düşündüğü beni ilgilendirmedi, hangi yaşam tarzını benimsediği ilgi alanıma hiç girmedi. Bizim yaşam tarzımızın akraba sıfatını taşıyanların ilgi alanında olması ve sürekli bizi oradan vurmaları, bizimle irtibat kurmak için sürekli bahaneler arkasına sığınmaları acı da olsa radikal kararlar almama sebep oldu. Biz üç kişilik bir dünya kurduk eşim ve oğlumla.. Bizi kimsenin eleştirmesine, yaşam alanımıza girmesine izin vermiyoruz. İnsan olarak bizimle görüşmek isteyen herkese ve her kimseye kapılarımız ve yüreklerimiz açık. Bahaneler üreterek bizimle görüşmek istemeyen, kendi kişilik sorunlarını kapatmak, kendi ihmallerini örtmek için bizim yaşam şeklimizi ortaya koyarak bizimle bağlarını koparanlarla bizimde işimiz olmayacak. 51 yaşındayım. Varlığım ve yokluğumu hesaba katmadan benimle beraber olmayı seçmiş akrabalıklarım benim gerçek yakınlarımdır. Bahanelerin arkasına sığınarak yolumuz... Devamı

28 04 2016

ZENGİN DÜNYALARIN FAKİR İNSANLARI

Eskiden doğa ile iç içe yaşar ve doğadan beslenirdik. Sofralarımızdan tereyağı, yoğurt, yumurta,kaymak, pekmez, bal, tarhana çorbası eksik olmazdı.  Hayvanlarımızı zevkine kesmezdik.  Bir tavuk bile hastalanmadan canına kıyılmazdı.  Hiç bir şey israf edilmezdi.  Altı eskiyen çoraplar, üstü sağlam çoraplar kesilerek yama yapılır ve giyilirdi.  İnsanlar yoksuldu ama aç değildi.  Sokaklarında kimse aç kalmazdı. Tanrı misafiri diye bir kavram vardı.  Bir tek Allah'ın kulunun sokakta yattığına şahit olmamışımdır çocukluğumda. Oysa elektriğimiz yoktu, klimamız, doğalgazımız yoktu. Gaz lambaları ile karanlığımız aydınlanır ve kuru odunların tutuşturduğu sobalarda ısınırdık. Tiyatroyu bilmezdik ama lambalı radyolarda ajansları dinler, arkası yarınları takip ederdik.  Çocukluğumda 6.000 nüfuslu ilçede sinema vardı. Akşamları ağzına kadar dolardı. çekirdekçisi, mısırcısı, gazozcusu ekmek parası kazanırdı. Yılda birde olsa turne olur ve tiyatrocular gelirdi. Bambaşka bir heyecanla giderdik izlemeye. Şimdi tiyatrodan vazgeçtim sinemamız bile kalmadı o güzel Anadolu kasabalarımızda. 3 kuruşluk makarnaya tav olanlar 3 kuruşluk tiyatro biletine para verip gitmez oldular. Apartmanlarda labirentlerin içinde kaybolmuş kişiliksiz ve karaktersiz hayatlar kurguladık medeniyet dediğimiz yaşam şekliyle. Komşumuzu bilmez, bayramı tanımaz, akşamları çat kapı misafirliğe gidemez olduk. Evlerimize binlerce lira verip oturma takımları, yemek takımları ve yatak odası takımları aldıkta, onları paylaşacağımız dostlarımızı kredi kartı taksitleri gibi parça parça harcadık. Belki böyle olmalıydı. İnsanlığımızı kaybettiğimizi belki böyle anlayabilecektik. Sokak ortasında, bankta soğuk bir gecede uyumaya çalışan sokak çocuğunu belki dibe vurarak... Devamı

26 10 2015

ALLAH'I ARAYAN İMAM KİTABI ÇIKTI

ALLAH'I ARAYAN İMAM KİTABI ÇIKTI |  görsel 1

Altı yaşında köy imamından Kur’an dersi almaya başlayan bir çocuk. Kabus gibi geçen yatılı Kur’an kursu macerası 29 yıl süren cami imamlığı Arayışa başladığı Tarikat macerası ve beyninde arı kovanı gibi kaynayan sorularına cevap verecek bir merci bulamaması. Cevap bulamadıkça kapıdan kapıya savruluş ve her kapıdan hayal kırıklığı ile ayrılış. Biri 2005 diğeri 2007 yılında yaşanan iki gerçek kırılma. Sorularında cevaplarında kendi içinde olduğunu algılama. Derin bir içe kapanış ve mağarasına sığınma.. Günlerce dışarı çıkmadan ve tek kelime konuşmadan kendi ile başbaşa kalma. Çıktığında yaşamaya dair kendi kendine verdiği söz. Tek başına yolu yürüyeceğine dair söz veriş. Okyanusa tek başına atlama. Elli yıllık bir yaşanmışlığın bütün kilometre taşları. İçinde bulduğu soruların cevapları çoğaldıkça etiketleri terk ediş. Milliyet, inanç, düşünce mezhep ve meşrep farklılıklarının önemini kaybetmesi. Kainatın içindeki her varlığa CaN gözü ile bakma çabası… Bu hayatın finalini İnsan olarak bitirme sözü veren emin adımlarla hayat yolunu yürüyen bir yolcu. “Bir elime ay’ı bir eliem güneşi verseniz yolumdan dönmem” diyen yol sevdalısı.. İşte ALLAH’I ARAYAN İMAM bir yolcunun yolculuğunu anlatan bir kitap.. Yazarın kendi ifadesiyle yolun yolcularına uzatılan bir el. Tutarsanız sizinle beraber yürümeye gönülden aşık bir kişi. Hayat yolumuz açık olsun. Sevdiklerinizle mutlu yaşayın.   ... Devamı

14 08 2015

MUHABBET OLSUN

Bu hafta muhabbet olsun ve içimizden akanları sizlerle paylaşmak istedim. Bunu belli aralıklarla yapmaya karar verdim. Umarım okurken canınız sıkılmaz. İyi hafta sonları. Sevdiklerinizle mutlu yaşayın. CENNETİNİ SEN KURACASIN Bütün inanç kalıplarından ve bütün düşünce kalıplarından sıyır kendini. Onların hiç biri sana ait değil. Hep başkalarının sana yamadıkları şeyler. İçinde yanan kor ateşlerin sebebi onlar. Sana ait inançların olsun, sana ait düşüncelerin; Yanarsan kendi ateşinde yan, başkalarının tutuşturduğu ateşte değil. Kuracaksan kendi cennetini kendin kur, içinde doyasıya yaşa. Şu hayatın içinde insanca yaşamaktan başka kimseye bir diyet borcun yok. Kimseye ne yaşadığını ispat etmek zorunda değilsin. Kimsenin kutsallık sosuna bulandırılmış karanlık inançlarını hayatına alıp yaşamak zorunda değilsin. Tanrı’nın huzuruna vardığında “Kendim olarak geldim” diyebilmen bütün soruların cevabı olacaktır. YOLU SEN YÜRÜYECEKSİN Bazen yolu yürürken dağın başında, okyanusun ortasında, alevlerin arasında yalnız kaldığını zannedersin. Belki de öyledir. Ancak ne olursa olsun bir yolunu bulacak o dağı aşacak, o okyanusu geçecek, o ateşi söndürecek ve yalnızlığına son vereceksin. Yürüdüğün yol senin yolun. Yanında sana eşlik edenler olsa da, nihayetinde o yolu sen bitireceksin. ORTA YOL YOK. Hayatın içinde yaşarken nasıl yaşadığını bilmek istiyorsan aldığın kararlara bakacaksın. Aldığın kararların rengi ya siyah olmalı ya da beyaz. Ortası yok. Ortası idare-i Maslahat olur. Ortama ayak uydurmak gri renkleri barındıran bir karakter için söz konusudur. Gri renge dini literatürde “Münafık” adı veriliyor. O da bir tercihtir ancak ne doğruluk ne de dürüstlük barındırır içinde. ... Devamı

20 06 2015

HEP BERABER BATACAĞIZ

Ne zor günlerde yaşıyoruz be kardeşim. Tam bir kıyametin ortasındayız. Zebaniler çökmüş üzerimize. Bir tarafta saltanat zebanisi, bir tarafta banka, bir tarafta sistem, bir tarafta zalimler. Çatır çatır çatlarken insan tam ortasından.. İnsan müsveddeleri oturmuşta seyrediyor. Kimi çöp toplayıp karnını doyurma telaşındayken, kiminin çöpe attıkları dünyayı doyuracak cinsten. Kimi din diye yaşadığı beleş sistemi insanlığa pazarlarken, kimi demokrasi diye saltanat sürüyor kardeşim. Hani üç kazan kurulmuş dünya meydanına. İkisinin içi su ile dolu.  Biri ise ortaya alınmış. İçinde damla su yok. Yine de yakmışlar ateşi altına cayır cayır yakıyorlar kardeşim.  İçi su dolu kazanların biri sistemin başını tutanlar. Diğer dolu kazan ise sistemin başındakilerin kıçını yalayanlar. Ortada sömürüle sömürüle içinde tek damla su kalmayıp, birde altına ateş yakılan kazan var ya, sensin, benim, biziz, hepimiziz kardeşim. Firavunlar sardı dört bir yanımızı.. Karunlar sırtımızdan saltanat sürmede... Nemrutlar mancınık kurup ateşe atmakta. Deccallar din pazarlıyor, Ya hep kendimizi bulup yanmaktan kurtulacağız. Ya da yok olup gideceğiz bu zalim sistem içinde.... Biliyor musun? Bindiğimiz bu gemide eğer farkına varmazsak hep beraber batacağız. ... Devamı