17 10 2016

BEN HEP İŞİMİ SEVDİM

Ne iş yaptığın çok önemli değildir aslında. Nasıl yaptığındır önemli olan. Sahnedeki oyuncunun hangi rolü oynadığı önemli olmadığı gibi. Başrol oynamaya karar vermişsen eğer işini iyi yapacaksın kardeş. Çöpçüysen senin süpürdüğün sokak bütün sokaklardan daha temiz olacak. Bakkalsan senin bakkalın ışıltısı diğerlerinden farklı olacak. Korkma! marketler süpermarketler seni altedemez.  Hamal mısın kardeşim; Sen yük taşırken inlemeyeceksin mesela. Dilinde bir türkü yol alacaksın. Dün büyük tansiyonum 8, küçük tansiyonum 5 olarak hastaneye kaldırdılar. Neden bilmiyorum. Hasta yazısından sonra iyi de oldu hani. Komşum götürdü sağolsun. Araç kullanacak durumda değildim. Eve geldikten sonra yataktan hiç çıkmadım. Yazı da anlattığım gibi sadece kendimi dinledim. Sabaha kuş gibi olmuştum. Patrona yada müdüre telefon edip hastayım ya da doktora bana rapor yazar mısın demedim. Sabah kalktım. 08.00'e 15 dakika kala vardiyamı devraldım. Benzinliğin marketinde 10 saat zevkle görevimi yaptım. Bir sevda kadar tutkulu olmasa da severek yaptım. Hep işlerimi iyi yaptım ben. Hep işlerime bir şeyler katmayı sevdim. Hep işlerime alınterimi akıttım. Herkes köylerde imamlık yaparken arıcılık yaptı, hayvan besledi, şehire tayin istediler, galericilik, bakkallık, manavlık yaptılar. Ben sadece imamlık yaptım. Sadece imamlık. O yüzden hiç bir köşede birikmiş param olmadı. Bizi etrafımız akrabalarımız hep yoksul zannettiler. Oysa biz üç kişi birbirimize yetmeyi öğrendik. Varken zevkle harcadık, yokken yokluğu paylaşmayı bildik. Sabriye hanımın cüzdanında kalan 20 TL para ile kızkulesinin karşısında oturup çekirdek çitletip çay içerek mutlu olmasını bildik. Oysa biz herkesin çeşm... Devamı

07 10 2016

ÇOK YAZI YAZMAK, HER GÜN YAZMAK.

Çok yazı yazmak. Her gün yazı yazmak. Kişiden kişiye değişen durumlardır. Ben hergün yazarım. Bu benim için yazmak değildir.  Kendimi bildim bileli yazarım, not tutarım. Evimde onlarca ajanda vardır içleri notlarla dolu. Kimi bir kitabın özeti, kimi aklıma takılıp yazdığım bir dörtlük ya da kısa bir yazı, bir öykü. Ne bileyim yazmak benim için gündelik hayatımın ekmek yemek, su içmek gibi bir gereksinimi. Yıllardır ya bir gazetede yazarım ya bir bloga ya da bir kağıda.. Şimdi de kendi kitabımı yazdım. Yazmaktan yapabilmeye geçme çalışmasının içindeyim. Bugün bana “hergün bir şeyler yazmak için konu bulmak çok zor oluyor galiba Mehmet Tekeci” diyen kardeşime sadece şunu hatırlatmak isterim. Neye göre çok ve neye göre az. Neye göre konu bulma ya da bulamama. Dediğim gibi sadece ajandalarımdaki notlarımı paylaşmaya kalksam her hangi bir gazetede her gün yazmak kaydıyla birkaç sene yeni bir yazı yazmadan idare edebileceğim veri var elimde… Ben yazmaktan yapabilmeye geçmek için çalışıyorum. O yüzden bazı dostlarımızın öfkesini üzerime çekiyorum. Yazdıklarımı yaşamaya yada yaşadıklarımı yazmaya başladığım için. Kısaca önce kendi hayatımın ezberini bozuyorum. Tabi ki başkasının hayatının ezberini de bozacağım.  Bu değişim ve dönüşümün miladı kendi yolumu kendim yürüme kararı almakla başlar. Ölmenin dirilmek olduğunu anladığım gün ölümden korku sınırını, gezi parkı olaylarında ise beşeri kuvvetlerden korku olayımı yendim. En azından korksam bile beni yolumdan döndüremeyeceklerini biliyorum. O yüzden ölümle tehdit edenlere, fiziksel tehditler ile korkutmaya çalışanlara sadece üzülüyorum. Ö... Devamı

01 10 2016

KISA VE NET

Ahirzaman. Kavramların yerli yerine oturacağı zaman dilimi.  Hakkın yanında olduğunu iddia edenlerin çevirdikleri dolapların tek tek deşifre edilmesi. Pisliklerin tek tek ortaya döküldüğü zaman. Sistemin çarklarının değirmen taşı gibi insan öğüttüğü zaman Etiketlerini söküp atamayanların yaşayacakları büyük acı. Kendiyle yüzleşmek yerine başkalarının peşine takılıp giden şuursuz kalabalıklar. Bu kalabalıkların günü geldiğinde aldatıldıklarını öğrendikleri zaman yaşayacakları büyük travma Yok olup giden kayıp zamanlar... Cennet bekleyenlere cehennem sürprizi. İşte ahirzaman. İçinden geçtiğimiz    Mehmet TEKECİ Mehmet TEKECİ❤️   Devamı

29 09 2016

BİLİMİN AYDINLIK IŞIĞI

9. Yüzyılda dünya üzerinde adları anılmaya başlanan 12 ve 13. yüzyıla kadar çok ciddi isimlerin ortaya çıkmasıyla Avrupa bilimini bile etkileyen müslüman bilim adamları dünya sahnesinde o güne kadar adı bile bilinmeyen çok önemli buluşlara imza atmışlardır. Dinin sadece sinelerde yaşandığı ve gündelik hayatın bilimle organize edildiği bu çağlarda en önemli iki şeye dikkatinizi çekerim. Felsefe ve Matematik. Ardından gelen ilimler ise Tıp ve Uzay. Felsefe ve Matematik ile o devirlerde aklın ve hayalin alamayacağı buluşlara imza atan müslüman bilim adamları, özellikle 15. yüzyıldan sonra Felsefe ve Matematiği terk edip, yerine gündelik hayata dinin sokulması ile karanlığın hakim olduğu günlere başladılar. Dünyaca ünlü bir Matematikçi, bir fizikçi, bir astrolog, bir uzay bilimci yetiştiremememiz bundandır. Reel gerçeklerle uğraşan beyinler, subjektif kavramlarla yönetilmeye başlandığında İslam dünyasında bilim ölmüştür. Bugün ülkemizde 170 küsür üniversitede bulunan yüzlerce Profesörün akademik makale bile yazamayacak kadar bilimsellikten uzak olmasının altında bu topraklarda bilimin ölmesi yatmaktadır. Bilimsellikten uzak bedavaya dağıtılan akademik ünvanlar.. Biruni, İbni Haldun, İbni Sina, Ali Kuşçu, Piri Reis gibi bilim adamlarının dünyayı aydınlatan buluşlara imza attığı yılları çok dikkatli inceleyiniz. Yunan Filozoflarının bütün eserlerinin en ince detayına kadar incelendiği, sorgulamanın tavan yaptığı, bilimsel tartışmaların sokaklarda bile günlük hayatı süslediği günleri görürsünüz. Dinin evrensel değerlerinin sadece gündelik hayatı güzelleştirmek, düzgün ve dürüst insan yetiştirmek için maya olarak k... Devamı

23 09 2016

DERSTEN DERS ÇIKARMAK.

Bugün bir video seyrettim. 50 yaşımı geçtim. Öğrendiğim bütün öğretileri çöpe attıracak kadar değerliydi. Bir güvercin tüyü ile dengelenen muhteşem bir sistem kurgusu oluşturdu sahnedeki kadın. Bütün ağaç çubuklar birbirine sadece denge noktası ile temas ediyordu ve birbirine geçmeden bir dengede duruyordu. Onlarca ağaç çubuk ile denge noktasından denge noktasına giderek çadıra benzer bir iskelet oluşturdu sahnedeki kadın. en uçta bir güvercin kanadının tüyü. Bütün bu iskeleti ipince bir çubuğun ucunda durdurdu. Ve final hiç bir kitabın yazamayacağı ve anlatamayacağı kadar değerliydi. O koskoca denge noktalarından birbirine tutunan iskeletin en uç noktasındaki güvercin tüyünü kadın aldığında bütün sistem çöktü. Yeryüzünde var olan bütün kaosun şifreleri birden çözüldü benim için. İnançlarına sarılıp kölelik yapanların kara delikleri gözümün önüne geldi.  Edindikleri bilgileri yenileyemeyenlerin yaşayacağı son gong sesiyle sahnede canlandı. Tanrı'nın yarattığı bu sistemde birbirini beğenmeyenler, inançlarıyla böbürlenip diğerinin inancıyla alay edenler, milliyet yarıştırıp ırkıyla göğsünü kabartanlar. Bu sistem bizim yüzümüzden bu kadar berbat işliyor. Bir tüy bile yok sayıldığında bütün sistem çöküyorsa, birbirimizi yok saydığımız müddetçe hep kaos içinde yaşayacağız.  Tanrı anlatıyoruz diye tanrıcılık oynayacağız. Bilemediğimizi bildiğimiz halde Tanrıyı en iyi biliyor edasıyla havamızı basacak balon gibi uçacağız. Ahirzamanın en ileri sistemi diye anlattığın İslam’ın müslümanı olarak kimi ötekile... Devamı

20 09 2016

YAŞAM OKULU

Yaşam Tanrı açısından var etmek, yaratılan açısından ise var olmaktır. Yaşamın içindeki en büyük muamma ne için yaratıldığını çözmektir. Şükür denilen ilahi mekanizma belki o zaman sözden fiiliyata geçiş yapacaktır. Yaşam insan evladına Tanrının bir hediyesi olmalı.  Çünkü yaşam parkurunda bitiş çizgisi tekâmülle son buluyor. Yaratılışı anlayabilmek için “YA KİTABINI OKUYACAKSIN, YA KÂİNATI OKUYACAKSIN YA DA İNSANI OKUYACAKSIN” demişler. Aslında boşuna dememişler. Kendi yaşam kitabını yazamamış insanların devindikleri ve bir çıkış kapısı bulamadıkları labirentin adıdır dünya. Gerçeği bulmak bir sorgulama. Hani bir şarkı vardır. Bir yerinde şöyle der. “BİLMEM Kİ BU DÜNYAYA BEN NİYE GELDİM” Tanrıya bu soruyu kaç defa sordun ve aldığın cevapların istatistiki bilgisi hayatını ne kadar kolaylaştırdı. Aldığın cevapları sahneye koyduğunda yaşam oyunu sana zevk verdi mi? Galiba yaşam bu sorunun cevabını kimseden sufle almadan sahnede oynayabilmektir. Hakikatin harflere bürünmüş haline kitap, ete kemiğe bürünmüş haline insan, fizik boyuta çıkmış haline ise kainat diyoruz.   Yaşamın en dibe vurduğumuz yerinde de, en zirvelerde gezdiğimiz yerinde de etrafımızda cereyan eden her olayın ve etrafımızda var olan her canlının bizim tekâmül edebilmemiz için seferber edildiğini çözmedikten sonra kütüphaneler dolusu kitaplar okusak, adına ibadet dediğimiz istediğimiz ritüeli yapmış olsak, tekâmül yolculuğunda mesafe kat etmemiz mümkün değildir. Şeyler olarak gördüğümüz her ayrılığın bizi “b1r” olana götüren nimetler olduğunu artık anlamalıyız. Yapacağımız en akıllı şey farklılıklarımızı farkındalı... Devamı

12 09 2016

FARKLI RENKLER GÜZELDİR.

2004 yılında geldim İstanbul'a İsteseniz de Anadolu'da farklı düşünce boyutunda insanla çok karşılaşamıyorsunuz. İstanbul'a geldikten sonra hep kendi düşünce ve yaşam tarzımın dışındaki insanlarla buluşmaya çalıştım. Konferanslara ve seminerlere katıldım.  Üç yıl yayıncılık yaptığım radyo bana çok şey kattı. Ahmet Kaya çalardım.  İstek panelinden ana avrat küfürler, komünist, vatan haini sözleri eksik olmazdı Mustafa Yıldızdoğan çalardım. Lan faşist üç dört saat program yapıyorum diye ulaşılmaz mı sanıyorsun kendini. Façanı düzeltiriz derlerdi. Çok az insan tanıdım. Kendi düşüncesinden ve yaşam tarzından farklı insanlarla diyalog kurmaya çalışan. Benim gibi yaşayan benim gibi düşünen kişilerle vakit geçirebilirim ancak bu kişiler beni bir adım ileriye götürmez. Birbirimizi tasdik etmekten öteye gidemeyiz. İçki masasında azıcık çakırkeyif olunca insanların açmazlarıyla nasıl yüzleştiğini gördüm. Bambaşka insanlar çıkıyordu karşınıza...  Cami de Allah diye gözyaşı döken adamın daha kapıdan dışarı çıkar çıkmaz nasıl da para pul hesabıyla küçüldüğünü gördüm. Zikir halkasında Tanrıyı arayan adamın, dışarıda Tanrı’nın kullarını nasıl sınıflara böldüğünü gördüm. Facebook âleminde de herkes istiyor ki aynı insanlarla beraber olalım. Aynı şeyleri konuşup birbirimizi tasdik edelim. Bu düşünce yapısında olduğumuz için farklı gördüklerimizi sayfalarımızdan kovuyoruz. 2001 yılından beri AKP'ye tek bir oy vermedim. Dini, kutsal değerleri kullanıp saltanatına son vermediği müddetçe de vermem mümkün değil. Ancak bu yüzden hiç bir AKP... Devamı

05 09 2016

İNANMAK BİR ZAAFTIR.

İnanmak bir zaaftır aslında.. Neye ve neden inandığını bilmiyorsan. Neye inandığını bilmemek ise bir körlüktür. Kör olduğunu kabullenemeyen bir bilincin çıkmaz sokağıdır kendisine öğretilen veya dayatılan ezber öğretiler. Onları hayatından çıkardığında anlamsız kalacaktır her şey. İşte bundan korktuğu için inanmaya devam eder. Sorgulamadığı akıl ve düşünce filtresinden geçirmediği şeylere.. Oysa hayatında yıkık dökük devam eden şeylere rağmen, her şeyi güllük gülistanlık gösterme çabası bundandır.  İnandığı hiç bir şey onu tatmin etmez.  Anlamlandıramamıştır aslında... Anlamlandıramadığı her şeye dört elle sarılıp inanması bundandır. İbadet denilen ritüellere dört elle sarılması bundandır. Kendine söylenen öbür alemlerde tek kurtuluş ve Tanrı’ya senin için bir şeyler yaptım diyebilmek için… Çünkü korkmaktadır.  Korktuğu tek şey kendi hayatının senaryosunu yazamama cesaretidir. Başkalarının yazdığı senaryoyu oynamak daha kolay gelir ona. Kendi hayatının kahramanı olmayı becerememiş insanlar başkalarını  kahramanı olmayı kurtuluş zannederler. Oysa bu zihninin oyunudur. Kendi hayatının senaryosunu kendi yazmadığı müddetçe cehennem ateşlerinde yanıp, cennette yaşamaya devam ettiği sanrısını insanlara göstermeye devam edecektir. Kendisi de bilmektedir ki bu hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Kolay olan yol, kendi hayatının senaryosunu kendin yazmaktır. Yazamayanlar ve yazmayı düşünmeyenler sorgulanmayan ve filtre edilmemiş inanç sistemlerinin kölesi olmak durumundadırlar. Gerçek özgürlük kendi hayatının senaryosunu yazıp, onu sahneye koymakla başlar. Kendi hayatının senaryosunu yazıp sahneye koymak kainata değer sunmaktır. Ölümsüz eserler... Devamı

16 08 2016

GECEKONDU EVLİLİKLER.

İnsanlık aleminin çekirdeğidir aile. İnsanlık alemi bütün enerjisini aileden alır. Ailenin mutluluğu aslında toplumun mutluluğudur. Mutluluk yurdu olarak dinsel terimlerde cennet kullanılır. Aile cennetin yaşandığı en küçük alandır. Cenneti deneyimlemek ve cehennem ateşinde yanmanın ilk tecrübesi ailede yaşanılır. İnsanların evliliklerinin dış duvarına baktığınızda mutluluk resimleri görürsünüz. İçerideki yangını dışarı göstermeme çabasıdır bu. İçeride çocukları ile beraber yanan kişiler vardır. Bu ülkede (biraz değişse de) erkek çocuklarla, kız çocukları beraber oyun oynamadan büyürler. Arkadaşlık mefhumunu yaşamadan ergenliğe geçiş yaparlar. Büyüdüklerinde yaşayacakları tablo bellidir. Erkek bir kadın için geçim kaynağı, kadın bir erkek için evinin işlerini gören kişi, kuluçka makinesi, o lüzum gördüğünde çanta gibi yanında taşıdığı bir kişi. Evliliklerimiz sakattır bizim ülkemizde. Şehirlerimiz gibidir evliliklerimiz. Temelleri olmadan kurulmuş gece kondu misali. Kimse dokunamaz ona. Çünkü dokunduğunuzda zaten yıkılacaktır. Erkek bir kadına nasıl davranılacağını bilemez. Sevmeye çalışır belki ama yaparken yıkıveririr. Hoyrat elleriyle koparıverir nadide gülü. Her şey bitmiştir artık. Arada sevgi kalmamıştır. Kabul etmeseler de sevgi kalmayınca paylaşacak bir şey de kalmamıştır. Avuturlar kendilerini. Çocuklarımız olmasa bir tek dakika durmam lafları duyulmaya başlar. Oysa bu konunun çocuklarla alakası yoktur. “Ben boşanırsam ayaklarım üzerinde duramam çığlığıdır” yankılanan bu ses. Artık her gece aynı yatakta yatan ama farklı dünyalarda yaşayan iki insan vardır evlilik denilen kahrolası cehennemde. Ne cennet yapma yolu gö... Devamı

12 08 2016

ORGAZM VE DEMOKRASİ

Kişisel tatmin insan karakterinde olmazsa olmazlardandır.  Cinsel tatminde öyle. Karakteri oturmadı mı bir adamın tatmin olacak başka yollar arar kendine. 5 Dakika'da Beşiktaş işi bitirip yataktan tatmin olmadan kalkmıştır. İş yerinde işyeri çavuşundan, şefinden, kurum müdürüne hatta iş yeri sahibine kadar onlarca insanın emri altında eziliyordur.  Kişisel tatmin, karakter zaafı ve cinsel zaaf son noktaya vurmuştur. Karakter zaafı ile tatminsizlik bir araya gelince kişilik kaymaları baş göstermeye başlamıştır. Bu adamın bir yerlerde tatmin olması gerekmektedir. Bir futbol takımına ölesiye hastadır. Fanatiğidir. Futbolcu gol attıkça kendinden geçer. Maç biter.Futbolcu maç başı parasını almış, aylığı hesabına yatmış ve lüks villasına dinlenmeye giderken o otobüsün etrafını sarmış sözde sevgi gösterisi yapmaktadır.  KISACA FUTBOLCU SEVİŞİRKEN, SEYİRCİNİN TATMİN OLMASI DENİR BUNA. Siyasi parti liderleri vardır. Taraftarları ona çok karizmatik derler. Gönlümüzdeki adam derler. Çünkü kendisi karizma yapamamıştır, hayatında başarısı yoktur. Siyasetçi koltuğunda onun bir yılda kazandığı paranın iki katını bir ayda kazanmaktadır. 20 yaşında işe başlamış ve 60 yaşında emekli olacaktır. 40 yıl çalışacak ve eline 60.000 TL para tutuşturacaklardır. Oysa alkışladığı ve başarısından dolayı gurur duyduğu siyasetçi 2 yılda emekli olacak ve ömrünün sonuna kadar bedava yaşayacaktır. Eline tutuşturulan kuru bir sandviç ve en ucuz meyve suyu ile meydan meydan kendini tatmin etmek, siyasetçinin başarısı ile orgazm olmak için meydanlara koşacaktır. Bu ülkede ruhsal olarak, karakter olarak ve cinsel olarak tatmin olmamış milyonlarca insan vardır.  BU İNSANLAR BAŞKALARI SEVİŞİRKEN ORGAZM OLAN KİŞİLERDİR.  Ne zaman ... Devamı

10 08 2016

KAPİTALİZM VE DİN

KAPİTALİZM VE DİN Dinler bugüne kadar hep egemen sınıf tarafından kullanılmıştır.  Bugün geldiğimiz noktada dünyanın yaşanmaz hale gelmesinin sebebi budur.  Tanrısal referanslarına baktığında ruhsal gelişime katkı vermesi gereken din, yaşamsal alanda bölüyor, parçalıyor ve ayrıştırıyorsa konu gerçekten ciddidir. Dini kullanan egemen sınıf tasfiye edilmedikçe o topraklarda huzur hakim olmayacaktır.  Alt sınıflar dinin kullanılmasını egemen sınıftan daha fazla talep yaratmaktadır. Kapitalist sistem onu sürekli sömürmektedir. Yeterli, eğitimi alamamıştır. Toplumda kendini kabullendirebileceği bir statüsü yoktur. Yetenekleri sınırlıdır. Gündelik yaşam telaşından ya da aile genlerinden dolayı kendini geliştirmemiştir. Kendini topluma kabullendirebileceği bir etikete ihtiyacı vardır. Bunun için DİN bulunmaz bir kaftandır. Kişisel donanımları yeterli olmayan insanın tereddüt etmeden sığındığı kaledir din. Kendini bir yere ait hissedip güven duygusunu yaşayabilmek için. Oysa dinin tanrısal kaynağı toplumları değil, kişileri eğitmek üzerinedir. Bu öğretiyi kişilerin elinden alıp, toplumsallaştırdığınızda kapitalist sistem içinde onu pazarlayan tüccarlar çıkacaktır. Bu tanrısal öğretiyi paraya çevirip geçimini bununla karşılayan, dini kullanarak iktidarı ele geçiren, dini kullanıp saltanat süren kapitalist bir üst sınıf yaratılacaktır. Bu tarih boyunca böyle olmuştur ve bugünde aynısı yaşanmaktadır. Kapitalist din tüccarları tarafından kandırılan kitlesel kalabalıkların, elindeki mevcut inançlara sımsıkı sarılması aslında bir korkunun eseridir. Sarıldığı değerleri bilmez. Ne olduğunun farkında değildir. Şemsiyesi altında bulunduğu öğretinin tek bir içeriğinden haberdar değildir. Ona inan denmiş; inanmış, bağır denmiş, bağır... Devamı

30 07 2016

GÜNCEL SÜRÜM.

Bir hata yapıyoruz sanki.. Dünyayı düzeltmeye çalışıyoruz. Oysa bu dünya hiç düzelmeyecek. Bu dünya da adalet hiç olmayacak. Bu dünya da HaK hiç bir zaman hakim olmayacak. Çünkü burası eğitim alanı.. Buradan çıkışın tek bir yolu var sanki.. Güncellenmek, sürüm yükseltmek Ya da başka bir anlatımla bilinç sıçraması.. Kişi sürekli güncellenerek üst aklın ortaya koyduğu evrensel değerleri keşfedecek. Onlarla sürekli sürümünü yükseltecek. Yani güncellenecek. Adına ne koyarsanız koyun, insanlığın ortak değeri olan bu evrensel değerlere. Evrenselliği yaşayan herkesin ortak değeri olan, her rengi kabul eden, her farklılığa sinesini açmış ama kendi yolundan başkasının yolunu yürümeyen kişilerin ortak değeri.  Sonra son sürüm olan "Rahim" sürümünü yüklediğimizde buradan çıkıyoruz.  O zamana kadar burada yaşamaktan başka çaremiz yok. Tek çıkış yolumuz insan kalabilmek için bir gözümüz sürekli evrensel değerlerde olmalı... Onları yaşamaktan vazgeçmemeliyiz. HaK dediğimiz şey şartlar ne olursa olsun, yolda ürettiğimiz evrensel değerlerin parke taşları... Güzel yürekli insanlarla yolu kolaylaştırmak lazım. Burada kimse kimseye himmet edemez, kimse kimseye şefaat edemez. HâDi de sensin, ŞâFi de... Bu dünya çıkışın son noktası... Bedensel olarak yaşadığımız son han. Bu han' da HaK üretelim. Yolumuz açık olsun. Mehmet TEKECİ ... Devamı

27 07 2016

BELEDİYELERİN UTANCI, SOKAK HAYVANLARI

Ülkemizde insanların yaşamı gerçekten zor. Ancak hayvanlarımızın hayatları çekilecek gibi değil.. Sokaklarımızda yaşayan hayvanlarımız korku ve umutsuzluk içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışırken, belediyeler tarafından toplanıp şehrin en uzak dağlarının içlerine bırakılıp ölüme terk edilen hayvanlarımızın yürek burkan hayatlarından bu hafta sizleri haberdar etmek isterim. İstanbul’un neresinde orman varsa içinde ölüme terk edilmiş yüzlerce hatta binlerce hayvan vardır. Aç, hasta, terk edilmiş ve çaresiz. Ormanlar, kuytu köşelerinde hastalıktan, yazın susuzluktan ve açlıktan, kışın ise soğuktan ölen hayvanlarımızla doludur. İstanbul’un Avrupa yakasında 25, Anadolu yakasında 14 ilçe var ve bunların milyarlarca lira bütçesi olan belediyeler. Her seçim yaklaştığında şehrin kaldırımlarını, parke taşlarını yenileyen belediyeler, parkların ortasına kurdukları yapay şelalelere milyarlarca lira para harcarken, sorumluluk alanı içinde olan hayvanların rehabilitasyonunu sağlayacak düzgün bir çalışmanın içine girmemişler ve hatta bunu bir insanlık vazifesi olarak düşünmemişlerdir. Parklara bahçelere konulan birkaç suluk ve mamalık, kışın barınmak için yine parklara ve bahçelere konulan bire kaç yuvadan başka ciddi bir çalışma maalesef yapmamışlardır. İstanbul’un bütün ormanları köpeklerle doludur. Hepsi gönüllü insanların özverili çalışmaları neticesinde bir nebze olsun yaşama tutunabilmektedirler. İstanbul’un hiçbir ilçesinde doğru düzgün bir barınak yoktur. Olanların içinde kurumsal bir çalışmadan daha çok, orada çalışan insanların merhameti ile orantılı yürüyen bir çalışma vardır. Oysa derli topl... Devamı

23 07 2016

RÖPORTAJ- ALLAHI ARAYAN İMAM.

KANGURU HABER'DE BÜLENT VURAL İLE YAPTIĞIMIZ RÖPORTAJ. Kanguru Haber : Kendinizi tanıtır mısınız? Mehmet Tekeci: 18.09.1965 yılında Kastamonu’da doğdum. 1984 yılında Kastamonu İmam Hatip Lisesini bitirdim. 1985 yılında din görevlisi olarak başladığım memuriyet hayatımı 29 yıl çalıştıktan sonra 2013 yılında bitirerek emekli oldum. Görev yaparken Anadolu üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sosyal bilimler bölümünü dışarıdan okuyarak bitirdim. Üç yıl edebiyat ağırlıklı kendi hazırlayıp sunduğum radyo programcılığı yaptım. Anadolu’nun çeşitli mahalli gazetelerinde köşe yazarlığı yaptım. İnternetin çıkması ile birlikte arkadaşlarımla konusu edebiyat olan ilk e-dergilerden Seza dergi’yi çıkararak orada şiir analizleri ve kitap eleştirmenliği yaptım. Yine üç yıl görevim esnasında Diyanet İşleri Başkanlığı personeline hizmet veren bir sendikada Teşkilatlardan sorumlu başkan yardımcılığı görevinde bulundum. Baskısı çıktıktan bir ay sonra biten Allah’ı Arayan imam isminde bir kitabın yazarıyım. Bilgelik sanatı ismini verdiğim insanların gündelik yaşamlarını kolaylaştıracak bilgileri içeren kitabımı ise halen yazmaktayım. Evli ve bir çocuk babasıyım. Kanguru Haber : Özellikle sosyal medyada ismini çok duyduğumuz bir kitabınızın olduğunu biliyoruz. Kitabınız hakkında bilgi verir misiniz? Mehmet Tekeci: 2009 yılında yazmaya başladım Allah’ı Arayan İmam kitabını. 2015 yılında yayınlamaya karar verdim. Altı yaşından beri içinde olduğum ve bugün sektör diye tanımladığım dinin içinde bulunmaktayım. Özellikle 25 yaşından sonra başlayan sorgulamalarımın ve onlara kendimce bulduğum cevapları paylaştığım bir kitap Allah’ı Arayan İmam kitabı. Gelen tepkilerden çok beğenildiğini biliyorum. İlk baskısı 15-20 gün gibi kısa... Devamı

20 07 2016

TAKVA MESCİDİ & DIRAR MESCİDİ

Kur'an-ı Kerim "Yüzünü ne tarafa dönersen dön, göreceğin Allahın vechidir" der. Hz. Muhammed "Bütün yeryüzünün mescit" OLduğunu beyan eder. İslamda iki mescit kavramı var Takva Mescidi ve Dırar Mescidi Takva vikaye kökünden türeyen bir sözcük. Kendilik bilinci, bugünkü tabirle farkındalık OLarak açıklanabilir. Bir başka ifade ile İttika: "kendini korumak, kendi duygu, davranış ve düşüncelerinin farkında ve bilincinde olmak demektir. Mescid secde edilen yer anlamına geldiğine göre Takva Mescidinin: Ne yaptığının bilincinde OLan duygu davranış ve bilincini kontrol edebilen insanların secdeye vardığı yer OLduğu anlaşılır. Dırar ziyan etmek, zarar vermek gibi anlamlara gelir. Dırar aslında sahnede sergilenen bir oyundur. Ortada bir eser vardır. Ancak oynanan oyun eserin gerçeğini yansıtmamaktadır.  Mescid-i Dırar Zarar, ziyan verenlerin, boş işlerle uğraşanların, ikilik çıkaranların secde ettikleri yer anlamına gelir. Bütün yeryüzü mescit. Ne tarafa dönersek dönelim Allahın vechini görüyoruz.  Bunlar İlahi tesbitler.  O zaman Mescit bir mekan mıdır yoksa bir ideal, hedef için aynı şeye secde edenlerin belirledikleri soyut ya da somut nokta mıdır? Bugün yaşananları gördüğümüzde Mescidin bir mekan değil, aynı yaşam biçimine kenetlenmiş veya inanmış insanların birlikte OLdukları durumdur diyebiliriz. Dünyanın neresinde OLursanız OLunuz ne yaptığınızın farkındaysanız, yaptıklarınız insanlık erdemleri ile çelişmiyorsa, sürekli evrensel değer üretiyorsa bulunduğun durum Takvadır ve bulunduğun yer dünyanın neresinde OLursan OL Takva Mescididir. Hangi dinden OLursan OL, hangi inanç etiketini kendine yapıştırırsan yapıştır, üzerinde bulundu... Devamı