21 01 2017

HAYATIN İÇİNDEN SAHNELER..

Gece yarısı idi. paşam diye seslendi.  Şöyle dönüp baktım. Biraz kirlenmiş takım elbisesi, siyah gömleği ve sarı çiçekli kravatı, ceketinin cebine sıkıştırdığı şarap şişesi ile bir adam beni yanına çağırıyordu. Sonra anladım ki, adam gerçekten adamdı. Elinde çok eski bir kemanı vardı. Bana 5 lira şarap parası verir misin dedi. Daha cevabı beklemeden aldı eline kemanı öyle bir inletti ki gecenin sessizliğinde caddeyi.. Gökten melek indi diyeceğim küfredeceksin.  Ama indi yemin ederim. Nasıl bir nameydi o kardeşim..! Dedi gözlerinde bir hüzün var nedendir? Bilmem ki ustam dedim, nereden anladın ki? Paşam sarhoşum ben, kör değilim dedi. Ancak korkma dedi. Neden ustam dedim? Neden biliyor musun dedi. Çünkü sende köpeklerle oturup yemek yiyecek kadar alçak bir gönül, bir şarapçı ile muhabbet edecek kadar adalet var dedi. Şişenin dibinde kalan son şarabı bana verdi. Aldım şarabı elinden.. kaldırdım yukarı doğru ve şerefine dedim. Dedim ki ustam! ben o şarabı kabul ediyorum ve benim hediyem olarak sana ikram ediyorum. Lütfen onu sen iç dedim. Çünkü onun o şaraba benden daha çok ihtiyacı vardı. Alnını alnıma koydu ve şöyle mırıldandı.  Adamsın adamım dedi.  Bana bir şarkı çal ben kaçayım. Yolum çok uzak dedim. "Gözlerinin içine başka hayal girmesin. Bana ait çizgiler dikkat et silinmesin" Beraber söyledik oturup taşların üzerine.. Ve ben dayanamadım şarkı bittiğinde taşın üzerinde çay bardağının içinde duran şarabı bir dikişte bitirdim ve ustam yine geleceğim. Ben gelene kadar gözlerinde taşıdığın hayalin silinmesin dedim. Paşamsın dedi. alnımdan öptü ve uğurladı. Ben yüreğiy... Devamı

16 01 2017

ÇAKRA ÇALIŞMALARI

Madde aleminde yani üç boyutlu dünyada her şeyin aslı atomdur ve atom yüksek enerjidir.  İnsan,iki hücrenin milyonlarca kez bölünmesinden ve anne karnında aldığı form ile oluşur. Bu bölünmeden iki trilyondan fazla hücre ile hayata merhaba diyen insan evladı unutulmamalıdır ki, kaynağa bağlı bir enerji yumağıdır. İnsan doğduğunda saf enerji ile dünyaya gelir. Blokajsız ve tertemiz. Madde alemde en büyük blokajlar korku, endişe ve sevgisizlikten oluşur.  Çok basit bir tanımlama ile anlatmaya çalışırsam vücudumuzun 7 ana merkezinde enerji havuzu ya da göleti diye tabir ettiğimiz bölgelerde zamanla blokajlar yani tıkanmalar oluşur. Bu tıkanmalar açılmadığı ya da tıkanıklık uzun sürdüğü zaman vücut kişiyi bedensel hastalıklar ile uyarır. Bu bedenin kişiye verdiği BENİM İLE İLGİLEN ikazıdır. Çakra dediğimiz enerji havuzlarının sürekli aktif halde tutulması insanın yaşamsal kalitesini artırır. Emperyalist dünyada her şey para ile ölçüldüğü için özellikle ruhsal konularda açmaza düşenler ve maddi rahatsızlıkları olanlar reiki masterlara son yıllarda çok gitmeye başladılar. Çakraların açılması ve blokajlı olanların temizlenmesi işlemleri için gidilen bu merkezler zamanla para basan darphanelere dönüştüler. Buralara giden insanlar ruhsal çöküşler ve depresyon gibi ruhsal hastalıkların girdabına düştüler. Evet, çakralar açık olmadığı zaman insan yaşayamaz ancak insanın yaşayabilmesi için en az bir ya da iki çakrası zaten sistem tarafından sürekli açık tutulur. Oysa buralarda umut aşılanan, bir tıp doktoru ya da ruh hekimi gibi davranarak her şeyin çözüm merkezi olarak kendilerini gösterenler insanlarımıza para tuzakları haz... Devamı

14 01 2017

NEREDESİN.

  Yürüdüğüm yollar karanlıktı benim… Karanlığın içinde yürürken tutunduğum tek umut sendin. “SENDEN VAZGEÇMEM” demiştim. Ben hep böyle dedikçe, karanlığın içinden ruhumda yankılanan bir sesin hep senden olduğunu bilirdim. “UMUDUNU YİTİRME, ASIL HAYATA, ARKANDA BEN VARIM” Hep sen vardın ve ben bunun farkındaydım biliyor musun? Hayattan umudumu kestiğim, tamam artık dediğim zamanlarda hep o ses benimleydi. Çünkü sen benimleydin. Sana ne kadar çok teşekkür ediyorum biliyor musun? Sana şükretmekten ne kadar aciz kalıyorum. Hep karanlık yollarda yürürken feryat ederdim. NERDESİN!!! Hep yanımda olduğunu anımsattın bana. Hani derler ya! Seni gökte ararken yerde buldum diye. Ben, seni gökte ararken, içimde buldum. Bir gönül dostum bir yazısında şöyle demişti. “BÜTÜN LAĞIMLAR OKYANUSLARA AÇILIR” Tevbe denilen arınmanın, estağfurullah diyerek olmadığını bana bu söz hatırlatmıştı. Lağımların içinde yol aldığını kabul edemezsen, okyanuslara açılmanın mümkün olmadığını bileceksin. İçinde yüzdüğüm ve adına pislik dediğim şeylerin bana ait olan şeylerin defoları olduğunu anlamam için lağım çukurlarına girmeliymişim. Hep karanlık dehlizlerde hayat denilen yolculuğumu geçirirken, içimdeki sesin hep bana ışık oldu.   HANİ HEP SENİ CAMİLERDE FALAN ZANNEDERLER YA!  SEN BEN NEREDEYSEM HEP ORADAYMIŞSIN. Senden hiç vazgeçmedim biliyor musun? Akıttığım gözyaşlarımda içimden dökülen dert sendin. Dertlerimden sonra içime dolan huzurun adı “Sen” olmuştun. Mutlu olduğumda yüzümde beliren tebessüm, gözlerimde ışıldayan nur hep “Sen”din. Ne zaman elimi uzats... Devamı

11 01 2017

SOSYAL PROJELER VE TOPLUMUN BAKIŞI

Bu ülkeye özgün, hayatımda aldığım en büyük derstir. Bu ülkede sosyalleşip toplu olarak bir sinerji yakalayarak bir projeyi, bir çalışmayı sonuçlandırmanız mümkün değil. Demokratik bir ortamda mümkün değil.  Ancak ast, üst ilişkisi ile amir memur ilişkisi ile işleri götürebiliyorsunuz. Bir vücutta bir baş var ama baş vücuda hükmetmez. Vücutla ahenk içinde çalışır. Bir oluşumda herkes senkronize olduğunda işler başarıya ulaşır. Hayatım tarikatlardan cemaatlere, derneklerden vakıflara, sendikalardan diğer STK'lara kadar bir çok sosyal kurum içinde geçti. Bir tanesinde bile düşünen, proje üreten ve ürettiği projenin sunumunu yapan ve bunun altyapısını hazırlayan bir kişinin huzursuz edilmeden önüne engel konulmadan çalışmasına şahit olmadım. Oysa planlamak, oluşma aşamasına getirmek ve onun altyapısını hazırlamak herkesin yapabileceği bir şey değil. Bizim ülkede istiyor ki insanlar birileri düşünsün, projelendirsin, altyapısını hazırlasın sonra gerçekleştirsin ama onu ben anlatayım, ben pazarlayayım. İşte bu mantık doğulu mantık.  Kaprisli mantık  Bu mantık binlerce dernek, binlerce vakıf binlerce sendikanın sadece etiketleri ile boş boş toplantı yapıp sonra dağılan iş yapar görünüp aslında hiç bir şey üretmeyen STK çöplüğünü meydana getirmiştir. Paylaşamayan, yönetemeyen, işletemeyen ve sosyalleşemeyen STK'lar.  Harcanan emek ve ortaya çıkan ekmek.  Ne kadar orantısız. Etiketten başka tek bir şey üretmeyen kuruluşlar... Ve gelinen nokta. Sokaklarında açların gezdiği, kışın soğuğunda spor salonlarında istihdam edilen evsizler, sahipsiz çocuklar.. Ya paylaşarak bir masa etrafında &uum... Devamı

06 01 2017

HANGİ KAPIDAN GİRELİM.

Firavun insan olabilir mi? Tekamül skalasında Firavun enerjisinden kurtulmak mümkün mü? Firavun enerjisinden cennet enerjisine yani mutluluk yurduna geçiş mümkün mü? Tebbet suresi bu muhteşem durumu çok iyi anlatır. Bu konuda Levh-i Mahfuz Burak Özdemir'in kitabındaki açıklama Kur'an mantığını en güzel şekilde ortaya koyan açıklamadır. Ancak anlatacaklarım kendi çıkarımlarımdır. Hangi sure olursa olsun (biri hariç) Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla başlar. Bu şu demektir. Kur'anda neyi ve hangi ayeti hatta hangi konuyu anlatırsan anlat Rahman ve Rahim penceresinden anlatmak zorundasın. İki pencere var önünde.. 1- Rahman penceresi. Bu pencere yaratıcının kitabı sana anlattığı penceredir. 2- Rahim penceresi: Bu pencere yaratılanın kitabı gördüğü, anladığı, anlattığı ve yaşadığı penceredir. Yaratılanın bu pencereden gördüğü ile Rabbin gördüğü birbiri ile birleşince orada evrensel değer olan Kur'an ortaya çıkar. Rahman ve Rahim penceresinden kitabı anlatamayanlar ve yaşamlarına sokamayanlar dünyayı yaşanmaz hale getiren zalimler ordusunu meydana getirir. Buna Deccal enerjisinin bir araya gelmesi diyebilirsiniz. Bu enerji cehennemde cayır cayır yanan ve ateşlerine ortak arayanların enerjisidir. Cehennem Rahman ve rahim penceresinden anlatıldığında şekli değişir, ateşi söner. Çünkü elleri kuruyasıca Ebu Lelep bedelini ödedikten sonra birden Rahman ve rahim olan yaratıcının rahmet yurduna adım atar. Kitaptaki sure dizilimine besmele ile başlarsan içeri Rahman ve Rahim kapısından girmek zorundasın. Sureye sondan başlayarak başa doğru gelirsen kapıyı Rahman ve Rahim olan yaratıcının yurdunda kapamak zorundasın. başka çaren yok. İnsanları cehennem ateşlerinde yakan... Devamı

31 12 2016

İNSAN OLMAK...

Beden bir bütün..  düşünün ki dişiniz ağrıyor ya da elinizi kestiniz kanıyor.  Diğer organlar acıdan rahatsız olmadan rahat rahat durabilirler mi?  bence hayır. İnsanlık bir bütündür.  Vahdette herkes Allahın ruhudur.  Beden olarak hepimiz bir yolculuktayız. Yollarımız farklı olabilir.  Totalde herkesin acısını çekmeden insan olamazsın.  Onlar sana kötülük yapsa bile… Kafir, müşrik, münafık, dinli, dinsiz Mensup olmakla övündüğün ırkın… Bunlar bedenin konusu. Ruhun değil… Ruh tektir. Hepimiz ondan geliyoruz.  Biz bir bütünüz. Kim acı çekerse, onu hissettiğin kadar insansın. Mehmet TEKECİ Devamı

30 12 2016

BİZ, BİRBİRİMİZE BAĞLIYIZ.

Hepimiz birbirimizle bağlıyız.  Biyolojik olarak birbirimizle, atomlarla evrene. Dünyada ne varsa ve ne yaşanıyorsa biz besliyoruz onları. Onların yaşam alanı bulmalarının sebebi bizim aynı duyguları yaşıyor olmamızdandır. Komşusunun cenazesi olduğunda ona yardım etmeyi düşünmek yerine, cenazede okuyacağı Kur'an için para koparma derdinde olan duygu ve emek hırsızı din görevlisi kardeşim yaratıyor Ankara'daki doymayan hırsızları. Kullandığı Tanrı enerjisini bir tarikat şeyhi edasıyla el vererek öğreten, Tanrı vergisi spritüel bilgilerini bitmek tükenmek bilmeyen parçalara bölerek seanslara yayıp, kazancına kazanç katan duygu hırsızı Spritüel kardeşim besliyor Ankara'daki hırsızları. İçimizdeki birbirimize karşı bitmek tükenmek bilmeyen öfkeler patlatıyor silahları, canlar o yüzden gidiyor. Bitip tükenmek bilmeyen dünya hırsımız, maddeye olan bağımlılığımız sadistçe bir yaşamla sarıldığımız herşey açlıkları, yoklukları ve savaşları doğuruyor. Biz birbirimize bağlıyız. Yaşadığımız iyi ya da kötü her ne varsa biz besler, biz büyütür ve onu biz yaşatırız. Bir güzellik varsa hepimizin katkısı iledir. Bir kötülük varsa da yine katkı hepimizindir. Kimse masum değil ve kimse suçsuz değil. İçimizdeki insanca duyguları ortaya çıkarıp, yaşamaya başlamadıktan sonra dünya hiç bir zaman yaşanılacak bir yer olmayacaktır. Mehmet TEKECİ ... Devamı

13 12 2016

MERHAMET

Müslümanlara hayret ediyorum. Öğretilerine hiç sahip çıkmıyorlar. Öğretilerine sahip çıksalar dünyalarını cennete çevirmeleri içten bile değil. Nedenini bilemediğim bu açmaza rağmen yine de umutluyum. Gün gelecek bu öğretiye sahip çıkacak temiz nesiller muhakkak yaşayacaktır. Bu nesiller yeryüzüne merhameti getirecekler. Yaşanılır hale getireceklerdir. Hz. Muhammed der ki; " Yeryüzündekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin" der. Yeryüzünün ağacına, yaprağına toprağına, sokaktaki hayvanına, köprü altlarında yatan çocuğuna, yıllarca aynı yastığa baş koyduğu karısına, kendi tohumundan meydana gelmiş çocuğuna merhamet edemeyen adamın inandığı din hak din olsa ne olur? Yol üzerine serpiştirilmiş canlara merhamet edemeyen, kolkanat geremeyen ben müslümanım dese ne olur, ben sosyalistim dese ne olur, ben hümanistim dese ne olur? Bütün inançların başlangıç noktası merhamet, zirve noktası sevgi değil midir?  Berberin önüne oturup başındaki saçı keser gibi insan kesen soysuzun inandığı dinin hak olduğunu söylemesi ne anlam ifade eder? Merhamet insanlık yolculuğunun başlangıç noktasıdır.  Cümle canlara merhamet... Kimliğine bakmadan, cinsine bakmadan, inancına bakmadan, etnik kimliğine bakmadan merhamet... Merhametin oluşmadığı gönülde sevgi oluşmaz. Sevgi oluşmadan yaratılışın mayasını öğrenemezsin. Yaratılışın mayasını öğrenemediğinde neden yaşadığını bilemezsin. Neden yaşadığını bilemediğinde zalim olursun. Hz Ali der ki; "Ben gökyüzünün yollarını yeryüzünün yollarından daha iyi bilirim"  Gökyüzünün yollarının açılması merhametle başlamaz mı? Can ... Devamı

16 11 2016

BİZ BİAT EDENLERDEN DEĞİLİZ.

Sizinle olmamız size biat ettiğimiz anlamına gelmez. Bizi sakın öyle zannetmeyin. Biz biat edenlerden değiliz. Biz tek başına kendini değiştirmiş ve gerekirse dünyayı bile değiştirecek cesareti kendinde bulanlarız. Bıkmadan usanmadan size sorunları anlatmamız sesimizi duyurmak için değildir. Koltuklarınıza yapıştırdığınız kıçlarınızı oradan kaldırmak içindir. Biz kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlarız. Yeryüzünün zindanları da bizim için, yeryüzünün makamları da… BİZİ HANGİSİNE KOYARSANIZ KOYUN BİZ SATIN ALINMAYAN VE ALINAMAYACAK OLANLARIZ. Sözümüzün ölçüsü yoktur. Biz direk, kestirmeden gideriz.  Gittiğimiz yolun kavşakları yoktur. Kimseye hesap vermeyiz. Çünkü hesap verecek ne harcayacağımız servetimiz, ne de gitmesinden korktuğumuz koltuklarımız vardır. Biz devrimi sözlükte bir kelime olarak bilmeyiz. Biz doğduk doğalı hayatımızın her köşesinde devrim yaparız. Çünkü biz “İki günü eşit olan ziyandadır” diyen bir inanç sisteminin varlığından kuvvet alırız. Yıkmadığımız tek bir şey yok hayatımızda… Yıktığımızın yerine yepyeni göz alıcı muhteşem eserler inşa etmesini de biliriz. BİZ SONSUZ YARATICININ ESERLERİYİZ. Muhteşem eserler inşa ettik kendi dünyamızda… Deli diyebilirsin bize, uçuk diyebilirsin, hatta serseri.. AMA!! SATILMIŞ DİYEMEZSİN. Çünkü bizi satın alacak yeryüzünde bir ölçü birimi tesbit edilememiştir. Biz sevdik mi gerçekten severiz. Sevgimizde hesap kitap yoktur. Sizinle yürürüz. Yol üzerinde hesap yaptığını anladığımızda biz gideriz. Bizim eyvALLAH’ımız yoktur kimseye… Bizimle yol yürümek istersen hesabın olmamalı… Makam alışkınlığı seni sarmamalı… Kı&cce... Devamı

15 11 2016

PROVOKATÖR SEN OLABİLİRSİN !!!

Son zamanların moda tabiri PROVOKASYON Silvandan sonra yaptığım paylaşımlarda aynı şeyi söylediler. Suruçla ilgili ve Ankara terör olayı ile ilgili olanlara da. Provakasyon kelimesi en çok nerelerde kullanılır. Kendi fikriniz olmadığı zaman... Takım tutar gibi kendinizi ait olmadığını hissettiğiniz, düşünce ve inançları savunurken.. Hiç bir şey yapmamanın ezikliğini ortadan kaldırıp vicdan rahatlatması yapmak için... Şunu çok net söyleyeyim. Durduğum yer çok net. Kıvırmıyorum ve net söylüyorum. Durduğum yeri net bir cümle ile açıklayabiliyorum. Kem küm etmiyorum. Ama'lı cümleler kurmuyorum. Kim can üzerinde tasarrufta bulunuyorsa hiç bir haklı gerekçeyi kabul etmeden onun karşısında duruyorum.  Can almanın haklı bir gerekçesini göremiyorum. Kimin canı gitti ise, kimin canı yandı ise, kim zulme uğradı ise inancına, ırkına, mezhebine ve meşrebine bakmadan yanında saf tutuyorum. Can almayı Tanrı'nın tekelinde olan bir icraat olarak görüyorum. O yüzden Tanrıcılık oynayan katillerin yanında saf tutamam. Beni provakasyon yapmakla suçlayanlara net olarak şunu ifade edebilirim. Bulunduğun yeri netleştir. Ya siyah ol ya beyaz... Gri tonlarda gezinerek ikiyüzlülük yapma. Hani Filistin Filistin deyip duruyorsun ya? Aslında Filistin de umurunda değil. Somali'deki çocuk Filistinli'den daha mı iyi durumda.. Bir saatte binlerce çocuk ölüyor Somali'de.. Sen kahveni yudumlayıp, bitiremediğin yemeğini çöpe gönderirken.. Bırak sınırlarından ötesini ülkenin içinde kan gövdeyi götürürken bile umurunda değil. Hayatında değişen bir şey yok. Ben merkezci ve dışarıya kapalı, ne sevinci çoğaltabilen ne de üzüntüyü paylaşa... Devamı

11 11 2016

KENDİNE ŞAHİT Mİ ARIYORSUN?

Allah'ın varlığına kimseyi inandıramazsın. Çiçeklerle, böceklerle onun varlığını açıklayamazsın. Allah'ın varlığını kendi kendine evliya payesi verdiğin insanların anlatmasıyla da öğrenemezsin. Allah'ın varlığına sadece sen şahit olabilirsin. Sen bulabilirsin. Sen sorgulayabilirsin. Ve...! Sen inanabilirsin. Seni kimse inandıramaz. Seni kimse ikna edemez. Allah o yüzden diğer her şeyden farklıdır. Hayatın her alanında onun damgası vardır. Ateist olduğunu iddia edenler bile saatlerce onun yokluğundan bahsederler. Oysa yokluğuna inandığınız bir şeyi durmadan hayatınızın merkezinde tutmanız mümkün değildir. Allah'ın varlığına insanlarını inandırmaya çalışmak beyhude bir uğraşıdır. Hele Allah'ın varlığını kabul ettirmek için öldürmek ise apayrı bir garabettir. Allah vardır veya yoktur. Bu tamamıyla senin konundur. İspatı yoktur. İspatını yapmaya çalıştıkça batarsın. Komik duruma düşersin. İman konusu senin mevzundur. Seni bağlar. İman ettim diyerek iman edilmeyeceğini de belirtmek isterim. "Sizler iman ettik diyerek sınanmadan kurtulacağınızı mı sanıyorsunuz" ikazını hatırlatmak isterim. Allah inancı ruhun konusudur. Allah inancı en azından insanın yüreğinde sevgi çiçeklerini çoğaltamıyor, cennet bahçelerini yüreğinde kurduramıyorsa o inanç sorgulanmalıdır. Allah'tan söz ediyorsan sonsuz düşünmek zorundasın ve sonsuz düşünenlerin beyninde etiketleri yoktur. O herkesi bağrına basabilen rahmet insanıdır. Tüm kainatı yüreğine sığdırabilecek kadar.. Mehmet TEKECİ ... Devamı

10 11 2016

ATATÜRK ÖZGÜRLÜK DEMEKTİR.

Aldığım eğitim gereği ve bana tavsiye edilen kitaplar nedeniyle Atatürk düşmanı olarak yetiştim. İş olsun diye yapılan 10 Kasım anma törenlerini yaşadım. Deccal dendiğini de duydum, kafir de.. Bir de karşı safta kendilerinden başka Atatürkçü tanımayan bir grup.. Atatürk'ü anlatmaktan daha çok, Atatürkçü olmakla övünen bir grup.. Mustafa Kemal Atatürk'ü anlamak için özgürlük bilincinin ruhunuza düşmesi gerekiyor. O zamana kadar sevmeniz mümkün değil. O zamana kadar rüzgarda dalgalanan bayrağın ne anlama geldiğini fark etmeniz mümkün değil. O zamana kadar vatan dediğiniz toprak parçası için savaşmaktan daha çok yaşamak gerektiğini anlamanız mümkün değil. Atatürk'ü kalplerden sökememelerinin tek bir nedeni vardır. Atatürk bir kişi olarak değil, bir bilinç olarak ölmez eserler bıraktı. Kurduğu cumhuriyetin temeline şahsiyetini değil, fikirlerini yerleştirdi. Umudu bitmiş bir milleti, tekrar ayağa kaldıran işte bu bilinç yüklemesi idi. Hiç unutmam bir gün ilk defa GENÇLİĞE HİTABEYİ bir törende değil, ne demek istiyor diye okumak nasip oldu. O gün duvarda yazan hitabe bittiğinde yüreğimde fırtınalar koptu. Yemin ederim dedim ki, bu hitabeye Tanrı'nın eli değmiş. Bir insan evladının bu kadar öngörüyü peşpeşe dizebilmesi mümkün değil. İlk defa dikkat ettim. Aslında adamın hayatı mucize idi. 1919'da gemiye binip Anadolu'ya çıktıktan tam 3.5 yıl sonra bitmiş bir ülkeyi özgürlüğüne kavuşturacak inancı yüklemişti ülke insanına. VE BAŞARMIŞTI. Atatürk'ün dindar olup olmaması beni hiç ilgilendirmedi. O bir din adamı değil. O bir devlet adamı. Dinsiz bile olabilir. Ben yaşa... Devamı

06 11 2016

BURNUMUZ KOKUYA ALIŞTI

İstanbul Deri Organize Sanayii'ni bilir misiniz bilmem? Sayıları azalsa da orada dericilerin iş yerleri var. Derilerin işlemleri buralarda yapılır. Buradan akan suların biriktiği bir yer var. Yazın oradan geçerken kokudan duramazsınız. İnanın nefes bile alamazsınız. Geçen yıl çalıştığım yerde sabah evden işe, akşam işten eve giderken buradan geçiyordum. Yemin ederim ilk günleri nefes alamıyordum. Nasıl bir kokuydu bu aman Allah'ım! Abarttığımı düşünenlere sadece 30 saniye orada nefes almalarını tavsiye ederim. Az bile söylemişsin diyecekler. Ne tuhaf!! Daha sonra beni deri sanayii'nin atık sularının kokusu eskisi kadar rahatsız etmemeye başladı. Alıştım sanırım. Yine geçen yıl meşhur 1 Kasım seçimlerimiz oldu. 1 Kasım seçimlerinden sonra oluşan durumdan sonra çıkardığım sonuç şudur. Biz 14 yıldır bu ülkede ortaya dökülen her türlü pisliğin kokusuna alıştık. Artık bizi rahatsız etmiyor. 13 Yaşındaki kıza tecavüz eden şerefsizlerin iyi hal indirimi almasına alıştık. 13 yıl devleti beraber parselleyen ve beraber kaymağını yiyenlerin, rantı paylaşamamalarından dolayı birbirine düştüklerinde ortaya saçılan pisliklerin kokularına alıştık. Devleti kolkola girip soyup soğana çevirdikleri Fetullahçıları, paylaşacak bir şey kalmayınca bir gece de nasıl terörist ilan ettiklerine alıştık. Bir devletin bakanının 700.000 TL'lik saati rüşvet olarak almasına alıştık. İmam hatip Lisesi yaptırmak için tamamı dolar olarak bağışlanmış milyonlarca doların bir bürokratın evinden çıkmasına alıştık. En küçük bir ihalede bile en az 7-8 kişinin isteklerini karşılamak zorunda olduğumuzun muhabbetini artık sokaklarda duymaya alıştık. Muhalefet eden bütün basın ve yayın organlarının aleni ve yasadışı olarak devre dışı bırakılmalarına ... Devamı

20 10 2016

KİTAP DEDİĞİN DEĞİŞİM YARATMALI...

Kitaplar okuruz. Bilgilerimizi tasdik etsin diye… Kitaplar satın alırız, dünya görüşümüzü onaylayacak verilerle buluşmak için… Dünya görüşümüzü onaylayan kitaplara rastladığımızda, o kitabın yazarını severiz. Gönlümüzde o kitaba “BestSeller” payesini verir kütüphanemizin en başköşesine koyarız Yukarıda bahsetmeye çalıştığım kitaplar bize hiçbir şey katmayan kitaplardır. Bu kitaplar bizi yerinde saydıran hatta geri götüren kitaplardır. Kitap dediğin adamı yerinden hoplatmalı, tabir yerindeyse kıçını tavana vurdurmalı. Geceler boyu uykunu kaçırmalı… Ne dedi bu yazar… Ne demek istedi? Nasıl bişey, neler var bu kitapta demeli insan? Düşündürdükçe düşündürmeli, beynin karanlık bölgelerini, çalışmayan beyin loblarını harekete geçirmelidir. Okuduğun kitap sana devrim kapıları açamıyorsa, devrimlerini tetikleyemiyorsa hamallıktan başka bir şey değildir azizim. Bilgi güzel şeydir. Nereye kadar? Bilgi uygulayabildiğin kadar güzeldir. Aksi takdirde bilginin hamalı olursun ve bu hamallık seni bir müddet sonra kendi kendinin alimi yapar. Kendinin alimi olmak adamı egoist yapar. Hatta dikkat etmezsen kendi kendine Tanrılaşmaya başlarsın. Oysa okuduğun kitap sana tanrısallık yolu açmalı, Tanrılık yolunu değil. Kitaplar devrim gerçekleştirmezler. Gerçek kitap devrim sürecini tetikler. Devrimi yapacak b1reyin kendisidir. Kadim bilgilerin saklı olduğu kitaplar bile kişiye devrim yaptıramaz. Sadece devrim sürecini tetikler. UNUTMAYALIM İNSAN KENDİ DEVRİMİNİ, KENDİ YAPMAK ZORUNDADIR. En büyük devrim ise kişinin kendi devrimini gerçekleştirmesidir. Kendini gerçekleştiremeyen bir insan evladının dilinde devrim sadece sosyal demokrat bir s&oum... Devamı