23 01 2018

GÖSTERİ SANATLARI

Sahne; yaratıcı zekaya sahip insanların, zekası ve yeteneği ile var ettiğini ortaya koyduğu ve sanatını icra ettiği yerin adıdır. Sanatçı ise sanatına sahnede hayat veren kişinin adıdır. Sahnede olmak ve sanat icra etmek ruhu ile aklını bütünleştirebilmiş insanların özelliğidir. Beyninden damıttığı subjektif her yaratıma can vererek bedenleştirip onu icra edebilmek ancak yaratıcı zekaya ve beceriye sahip olanların işidir.

Sanatın hiçbir dalı ülkemizde gerekli değeri ve önemi görmemiştir. Toplumu bilinç olarak yukarıya taşıyacak sanatçılara ülkemizin ekmek ve su kadar ihtiyacı vardır. Gösteri sanatları ise sanatın bu kadar değersizleştiği toplumumuzda daha da geriye itilmiş ve üvey evlat muamelesi bile görememiştir.

Bu yazı konuyu tarihsel geçmişi ile anlatıp sizi sıkıcı bir yazının içinde boğmak için kaleme alınmış değildir. Daha çok ülkemiz şartlarında tiyatro ve sahne oyunlarında, sirk adını verdiğimiz çeşitli sanat ve hünerlerin ustalıkla icra edildiği yerlerde verilen mücadeleyi ve oralardaki yaşamı anlatmaya çalışacağım. 
Şu kadarını ifade edeyim ki; etimolojik olarak Türkçede “Körmük” Sümerlerde “Kerker” Hititlerde “Kerke” olarak kullanılan sözlük Latin ve Roma dillerine “cerca-circo” olarak geçmiştir. Sirk sanatçılarına Osmanlı döneminde “Canbaz” veya “Körmükçü” denmesinin sebebi budur.

Dediğim gibi yazının konusu etimolojik olarak gösteri sanatlarını incelemek değil, ülkemizde bu sanatı sürdürme gayreti içinde olanların yaşadıklarını gözler önüne sermektir.

Ülkemizde gösteri sanatları ve özellikle sirk üzerine en büyük çalışmayı yapan ve ülkemizin ilk sirki Avrasya sirkinin kurucusu Servet Yalçın ve Aylin Gündoğan Yağcızeybek'i anlatmadan geçersek haksızlık etmiş oluruz. Tiyatronun nerede ise bütün dalları ile ilgilenmiş, dünyanın önemli yazarlarının kitaplarını oyunlaştırıp sahneye koyarak büyük zorluklar içinde tiyatroyu yaşatmaya çalışmışlardır.
Geleneksel tiyatromuza ve gösteri sanatlarımıza gerekli özenin gösterilmediğini gören bu iki değerli sanatçımız köy köy kasaba gezerek hatta bazen sokaklarda küçük çadırlarda büyük yazarların kitaplarını oyunlaştırıp sahneye koyarak insanüstü emek vermişlerdir. 
Özellikle Servet Yalçın Kültür bakanlığı kanalı ile gösteri sanatlarımızın yaşatılması adına çok önemli girişimlerde bulunmuş ve ancak gerekli ilgiyi görememiştir. Bu konuda hala insanüstü çabalarına devam eden Servet Yalçın Gösteri sanatları ve geleneksel tiyatromuzun ve canbazlığın etimolojisi konusunda ciddi bir bilgiye sahiptir. Bu konuda başvurulabilecek en önemli kaynaklardan biridir. Ta Sümerlerden başlayarak kronolojik olarak gösteri sanatlarının izini süren Servet Yalçın bugün gösteri sanatlarının en önemli ve zoru olan canbazlık diye özetleyebileceğimiz sirk alanında ciddi emekler vermektedir. 
Ülkemizde sirk geleneğini yaşatmak için maddi manevi bütün varlığı ile canını dişine takarak çalışan bu sanatçımızın başka bir ülkede el üstünde tutulup devlet sanatçısı ünvanı ile baştacı edileceğinden hiç şüphem yoktur.

Servet Yalçın ve eşi Aylin hanımın verdikleri bu insanüstü mücadelenin canlı tanığı olarak şunu çok net olarak ifade etmek isterim. Gösteri sanatlarının en önemlilerinden biri ve en zoru olan sirk sanatını yaşatmak için Anadoluyu şehir şehir, kasaba kasaba, köy köy gezen özveri ve fedakarlığın zirvesinde yaşayan bu insanların tiyatro ve gösteri sanatları adına verdikleri mücadelenin vicdan sahibi bir yetkili tarafından görülüp ta Orta Asya'dan bu tarafa kültürümüzün bir parçası olan orta oyunu ve canbazlık gibi sanatların gelecek nesillere aktarılmasını sağlamaları tek dileğimdir. 
Birkaç bölüm halinde geleneksel sanatlarımızı icra eden sanatçılarımızın yaşadıkları zorlukları ve bu sanatı icra etmek için yaşadıkları ortamları anlatmaya çalışacağım.

Üzerine rengarenk birkaç elbise giyip palyaço kılığında tiyatro ve sirk yaptığını söyleyen, amacı kısa yoldan para kazanıp günü kurtarmaya çalışan kişilerin, gerçek sanatçı ve sanata verdikleri zararı anlatmaya kelimeler yetmeyebilir. Onlarca insanı aileleri ile yaşatabilmek için insanüstü emek ve maddi zorluğun altında sanat icra etmeye çalışan gerçek sanatçıların emeği her zaman el üstünde tutulmalıdır. İnsanları eğlendirmek zor iştir. İnsanları bilinçlendirmek insanüstü bir şeydir. İnsanları sanata ortak edip, toplumun her katmanına yayabilmek ise bir devrimdir. 
Bu devrimi yapacak gerçek sanatçılar ülkemizde her zaman var olmuştur.
Sanatsız bir milletin var olamayacağını görecek ve idrak edecek yöneticilere ihtiyaç vardır.
Hasretle o günleri beklemekteyiz.

Sirklerin varlığı ve uygulanış şekilleri aslında göçebe hayatını andırır.

Ben sirkleri Türklerin yazın yaylada, kışın ovada yaşadıkları hayata benzetirim.
Gösteri sanatları ve özellikle sirk gösterilerinde hep göçebe hayatı yaşarsınız.

Sirk çadırını kurduğunuz topraklarda gösterinizi ve sanatınızı icra ettikten sonra başka bir yere göç edersiniz. Hayatınız çadırların içinde geçer. Çadır sizin için hem sahne, hem de yaşam alanıdır. Hayatın ve sanatın büyük bölümünü burada geçirmek zorundasınızdır. Değişen yaşam koşulları ile çadırdaki yaşam karavanlara taşınarak biraz kolaylaştırılsa da, sirk çadırda yapılmaktadır ve sirkin kalbi çadırda atmaktadır.

Aslında işin gerçeğine baktığınızda sirk yaşamının Türklere ait bir yaşam olduğunu anlamanız hiçte zor olmayacaktır. Anadolunun en ücra köylerinde, panayırlarda, şenliklerde ip üzerinde canını pazarlayan “canbazlar” ve diğer sanat erbabı bugün sirk olarak adlandırılan bu gösteri sanatının kökeninin tarihin çok derinlerine indiğini ve aslında Türkler tarafından çok daha gerçekçi bir şekilde yaşatılıp hayatın içinde yaşanabilir kılındığını çözecektir.

Ülkemizde sirk sanatını yaşatmak için insanüstü çaba gösteren insanların sayısı bir elin parmağı kadar yok denecek kadar azdır. Tarihin süzgecinden günümüze kadar seyirlik sanatlarımızın devlet tarafından korunmaya alınıp yaşatılmasına öncülük edilmez ise birkaç nesil sonra bu sanatı yaşatacak kimse maalesef kalmayacaktır. 
Ülkemizde bu yüzden sirk yapmak gerçekten olanaksız hale gelmek üzeredir. Bu işi yaşatmak için değil, sadece insanları kandırıp günü birlik rastgele gösterileri sirk diye pazarlayan simsarların sirk sanatını yaşatmak için emek verenlerin işini daha da zorlaştırdığı çok acı bir gerçektir.

Bir sirk gösterisini sahneye koymadan önce bu sanatı yaşatmak için elini taşın altına koyan insanların maddi zorluklarını görmezden gelemeyiz. Bir sirk çadırının sadece bir ilden diğer bir ile taşınması 2017 yılının maliyeti ile 10.000-15.000 TL’yi bulmaktadır. Bunun yanında sirk sanatını icra eden ve çeşitli isimlerle anılan sanatçıların gündelik hayatlarında gerekli olan asgari ihtiyaçlarının karşılanması ve gösteri için ücretlerinin ödenmesi apayrı bir konudur. Hadi bunları aştığınızı düşünün. Gösterileri icra edebilmek için devletin bürokratik kanallarını aşmanız deveye hendek atlatmaktan daha zor ve daha sıkıcıdır. Gerçek sanatçıların işlerini kolaylaştırıp halkını sanat ile buluşturması zaten anayasal görevi olan devlet bürokrasisinin, bunu zorlaştırmak için kullanması başlı başına bir garabettir.

Sirk sanatçıları ve gösteri sanatlarını ülkemizin dört bucağında turne dediğimiz gezici haliyle icra eden sanatçılarımız gerçekten takdir edilmeye değer insanlardır. Çadır kurdukları şehirde en fazla 2-3 ay kalabilen ve bir senede en az 5-6 şehir değiştirip sanatlarını bu şekilde ortaya koymak durumunda olan bu sanatçıların yaşamına devlet bir düzen getirmek durumundadır.

Korunma altına alınmış ve yaşatılması yasalar ile düzenlenmiş gösteri sanatlarımız yarınki kuşaklara ancak bu şekilde ulaştırılabilir. Birkaç kişinin çok büyük maddi yükün altına girerek ve hayatlarını vakfederek yaşatmaya çalıştıkları bu sanatın bu şekliyle gelecek kuşaklara geçirilmesi imkansız hale gelecektir.

Hokkabazlık, madrabazlık, canbazlık, parendebazlık, ateşbazlık gibi yok olmaya yüz tutmuş seyirlik sanatları yaşatabilecek bir elin parmağı sayısındaki insanların verdiği mücadele artık görülmelidir. Göçebe bir yaşam içinde ve çadırda hem yaşamlarını icra edip, hem de sanatlarını halka ulaştırıp yaşatmaya çalışan insanların emeğinin gelecek nesillere ulaştırılması bir insanlık görevidir. Devlet geçmişimize ait bu sanatları yaşatmak için gerekli düzenlemeleri yapmak zorundadır.

Bir sirkin, bir tiyatronun Anadolu da bir yerleşim yerinde icra edilmesi için gerekli ön çalışmalar haftalar almaktadır. Bilişim çağında olmamıza rağmen yapılacak gösteri için resmi izinlerin alınması, halka duyurmak için broşür ve afişlerin basılması, internet ortamı dahi olsa bunu seyredecek kitleye ulaştırılması maddi ve manevi olarak çok büyük emeklerin verilmesini gerektirmektedir.
Bu kadar yıpratıcı bir süreçten sonra ancak gösteri sahnelenebilmektedir.
Yüzlerce insanın aileleri ile barındırılması, günlük ihtiyaçlarının karşılanması ve gösteri için gerekli ekipman ve çalışanların ayarlanması ve bunların sekronize bir şekilde moral motivasyonunun sağlanarak gösteriye hazırlanması gerçekten insanüstü bir çaba gerektirmektedir.

Devletin gösteri sanatları adı altında bir birimi sadece bu iş için çalışsa ve bu sanatı yaşatmaya çalışanlara gerekli altyapıyı hazırlasa. Umarım ki bunu akıl edecek sanatsever yöneticilerin olduğu günleri görürüz.

Gösteri sanatlarında özellikle sirklerde hayvanlar nerede ise olmazsa olmaz unsurlardan biridir. 

Hayvanların gösterileri sirklerde bambaşka türlü seyredilmekte ve ilgi görmektedir. Sirklerde gösteri yapan hayvanları gündeme getirdiğimizde karşımıza hayvan terbiyeciliği “trainer” lik gelir. 
Trainer insan doğasının hayvanlar üzerinde sergilenen ruh halinin ortaya çıkardığı bir meslektir. 
Sokaklarda öfke ile gezen, her önüne gelen insan ile kavga eden ruh haline sahip bir insanın hayvan terbiyecisi olduğunda melek kesileceğini düşünemezsiniz. Tabi ki hayvana kötü davranacaktır. Tabi ki hayvanı eğitirken fiziki işkence uygulayacaktır.

Ülkemiz gibi her şeyin göründüğü şekliyle değerlendirildiği altyapısının ve gerçeğinin araştırılma zahmeti gösterilmediği yerlerde sirklerdeki hayvan gerçeğini anlamamız ve hatta anlatmamız nerede ise mümkün değildir. Biz yine de objektif bir bakış açısı ile anlatmaya çalışalım.

Sirklerde hayvanlar eğitilirken işkence gördükleri bir gerçek. Bunun üstünün örtülmesi mümkün değildir. Bilişim çağının göbeğinde yaşayan bizler, görsel ve yazılı her türlü bilgi ve belgeye ulaşma imkanına sahibiz. Yine üstü örtülemez bir gerçek daha vardır. Hayvan terbiyeciliğini sevgiyle yapan ve bunu bir anne bir baba şefkati ile gerçekleştiren gerçek ustaların olduğunun de üstünün örtülmesi mümkün değildir. Öğretirken ve eğitirken sevgiyi ve merhameti elinden bırakmayan bu insanları kötü örnekler öne konularak kaldırıp atmamız mümkün değildir.

Bir hafta boyunca sirk ortamında kaldım. Çadırda yaşamadım, otelde kaldım ancak sirk ortamını soludum. Sirk ortamına girdikten sonra birebir bütün zorluklarını ve deneyimlerini isledim ve gözlemledim. Yapılan iş kesinle ve kesinlikle bir sanat. Karavanlarında hayvanları ile beraber yatan ve hayvanlarına kendilerinden daha çok bakan sirk emekçileri ile beraber yaşadım. 3.5 metrelik yılanı boynuna dolayıp onu anne anneden doğmuş kardeşi gibi öpen ve sarılan sirklerde yaşayan çocuklarla beraberdim. O sirk sanatçısının o hayvana kötü davranma imkanı nerede ise yoktur. Çünkü onu hayatına ortak etmiştir. Güvercinleri ile güzel bir gösteri gerçekleştiremeyen sirk sanatçısı olmaya aday bir çocuğun hüngür hüngür ağladığını bilirim.

Bana göre hayvanların sirklerde gösteri yapmasının hayvan hakları açısından bir sakıncası yoktur. Ha insan sahnede yeteneğini sergilemiş ha hayvan. Benim için sanat sanattır. Bir balerin sanatını icra etme noktasına gelene kadar hangi fiziksel zorluklardan geçmektedir. Yine bilişim çağında etap etap bunu öğrenebilirsiniz. Hayvanların eğitilmesinin evcilleştirilmesinden bir farkı yoktur. SADECE EĞİTİM ÜSLUBU GEREKMEKTEDİR. Hayvanları sanatlarını icra eder hale getirebilmek için gerekli olan trainer olan kişinin bu işi merhametle ve sevgi ile yapmasıdır. Kendini eğitir gibi eğitecek bir bilince sahip olmasıdır.

Tabi ki bunu her insandan bekleyemezsiniz. Bunun için hayvan yetiştiriciliği ve sirk sanatlarının bir yasasının olması ve bu yasalara uymayanların hukuksal yaptırımlarının olması gerekmektedir. Şu konuda kendi fikrimi açık ve net olarak ortaya koyayım. Veli efendide koşu yapan bir ata ses çıkarmayanların, başka bir atın sirkte gösteri yaptığı için bu sanatı icra edenleri hayvanseverlik adına kınamasını samimi bulmuyorum. Sofraya oturduğundan bir kğ eti gövdeye indirmekte bir sakınca görmeyen bir kişinin sirklerdeki hayvanlar ile ilgili sözlerini de samimi bulmuyorum.

Açık ve net söyleyeyim.
Sirklerde hayvan eğitilirken eziyet eden, işkence uygulayan trainerler vardır. Bu bir gerçektir. Konu sanatlarını icra eden hayvanların eğitilirken geçecekleri etapların ve bunları uygulayacak eğitimcilerin yasal bir zemine oturtulmasıdır. Nasıl ki öğrencisini eğiten bir eğitimci öğrencisine fiziki şiddet uyguladığında yasal olarak bunun bir yaptırımı varsa (yeterli olup olmamasını tartışmıyorum) hayvan terbiyecilerinin de fiziki şiddet uygulayanları için yasal yaptırımları olmalıdır. 
Hayvanları evcilleştirmek için eğitmek ile hayvanları eğitip sanat icra etmelerinin aynı şey olduğunu düşünüyorum. Hayvanlarda eğitilebilir. Doğal ortamlarından koparılıp sosyal hayatın içine sokularak evcil bir yaşama alışmış hayvanların insan elinde muhteşem sanatlar icra edebildiğine şahit oldum. 
Benim şahit olduğum sirkte hayvan dostu insanlar ve sanatkarlar vardı. Bu sirkte hayvan dostu merhametli trainerlerin olması, kötü ve merhametsiz trainerlerin olduğu gerçeğini değiştirmez.

Konuya hayvan hakları kapısından bakmak yerine uygulamanın reel hayatta nasıl gerçekleştiği gerçeğine bakmamız gerekmektedir. Kimse 40 dakikalık bir derste 6 yaşındaki çocuğun ders saati boyunca severek orada oturduğunu iddia edemez. 40 dakika boyunca konuşma hakkı, gezme hakkı ve rahat hareket edebilme hakkı elinden alınmaktadır. Buna biz insan aklı ile eğitim dediğimiz için hiç insan hakları gözü ile değerlendirmiyoruz. Ancak hayvanların gerçekten eğitilebilir olanlarının sanat icra etmesini ise hayvan hakları açısından değerlendiriyoruz.

Konuya bakış yeri burası değildir. Konu hayvanların eğitilirken geçirdiği süreçte geçirdikleri evredir. Hayvanlar bir kasap tarafından mı eğitilmekte, yoksa bir sanat erbabı tarafından mı?
Sanatçının elinde şekil alacak bir hayvanda sanatçı olabilir. Sanatçı adını anasının ak sütü gibi hak edebilir. 
Televizyonlarda yıllarca zevkle seyrettiğimiz Lassi isimli köpeğin sanatçı olmadığını kim iddia edebilir.

Konuya son noktayı koyarsak ;
Hayvan terbiyeciliği “trainer” bir gerçektir ve insan terbiyeciliğinden bir farkı yoktur.
Hayvana zulmeden eğitimci insana da zulmeder, insana zulmeden terbiyeci hayvana da zulmeder.
Konu sirklerde hayvanların sanat icra etmesi değil, konu hayvan terbiyeciliği mesleğinin yasal zemine oturmasıdır.

Mehmet TEKECİ


 

15
0
0
Yorum Yaz