13 08 2017

SEN İNSANSIN, İNSAN GİBİ YAŞA.

  Nasılda gönül dünyana girip bahçeni talan ederler. Çiçeklerini çiğner, güllerini dalından koparırlar. Ezik yaşaman için ellerinden geleni yaparlar. Ellerinde "Kur'an", dillerinde "nefis terbiyesi" ezdikçe ezerler seni. Ta ki göğe bakacak takatin kalmayana kadar.! İstedikleri kıvama gelmişsindir artık. Bir kobay gibi deney yaparlar üzerinde, bir kukla gibi oynatırlar seni. Dikkat et! soru soracak mecalin bile kalmamıştır. Korkudan soru bile soramazsın. Din varsa kenDİN olmaktır. Ellerindeki DİN silahı ile kenDİN olmanın önüne geçerler. Bunu Allah adına yaparlar. Allah adını kullanıp, seni sümüklü mendil gibi kullanıp sonra işleri bittiğinde çöpe atarlar. İşte sen ey İnsan!! Gözünü arşa dikip bu zalim kumpası sana kuranlara karşı ayağa kalkacaksın. Başını yerden kaldırıp, arşa koyacaksın. Bileceksin ki, sen olmazsan bu dünya dönmez. Gökkubbenin altında nefes alıyorsan eğer yerin birilerinin ayağının tozu olmak değildir. Başın arşa değene kadar yürüyeceksin bu yolu. Allahsızların, seni Allah ile korkutmasına aldırmadan.. Ellerinde ateşe cehennem ateşini  tutuşturan zebanilere aldırmadan... Yalnız kalmayı, aşağılanmayı göze alacak ama başın arşa değecek kadar onurlu yoluna devam edeceksin. Yaradan, kendini üç beş kuruşa satan satılık karakterlerin elinde oyuncak olasın diye yaratmadı.  Varlığın bir onurdur eğer yaşamasını bilirsen.. Yaşamak sana ait bir tasarruftur. Her saniyesine sen hükmedersen kimse seni yenemez. Yolundan döndüremez. " Bir elime ayı, diğer elime güneşi verseniz yolumdan dönmem" diyecek iraden olduğu müddetçe karşına Firavun çıksa Musa olacaksın, Nemrut çıksa İbrahim olacaksın, Ebu Cehi... Devamı

06 08 2017

YARATMAK USTALIK BELGESİDİR.

    Elma yedi diye insanı cennetten kovan bir Tanrı. Neden kovsun ki elma yediği için insanı. Cennet her şeyin serbest olduğu yer değil miydi? Bence hikayede sıkıntılar var.  Nasıl ki, insanlar Adem ve Havva'nın çapraz batından doğan çocuklarının evlendirilmesi ile çoğaldı diyerek yaratıcıyı ensest (aile içi cinsellik) ilişkiye izin veren sapık konumuna indirgeyen hikayede sıkıntı olduğu gibi. Bir elmanın bedeli değil bunlar.  Ne kadar geri gidersen git, 7000-8000 yıl geri gidebiliyorsun dinler tarihinde... Takılıp kalıyorsun.  Dinler tarihine değil, insanlık tarihine baktığınızda Tanrı mefhumu daha belirgin bir hal alıyor. Bilim adamları dünyanın şu an 4.5 milyar yaşında olduğunu söylüyor. Medeniyet tarihine gittiğimizde M.Ö 3000-3.500 yıllarına kadar inebildiğimiz, dinler tarihine girdiğimizde 7000-8000 yıl ötesini flu olarak seçebildiğimiz bu dünyada geri kalan milyarlarca yılda neler oldu. Yaşam nasıl devam etti, yaşam var mıydı? Şunu çok net kafamızın içine çivi yazısı ile kazımalıyız. Bütün bilimsel gerçekler bu kadar yaratımın sadece insan için olmadığını bize göstermektedir. Bütün yaratımın kendisi için olduğunu iddia eden insanlık 7000-8000 yıllık dinler tarihinde yaşadığı tek gezegen olan dünyayı batırmanın noktasına getirmiştir.  Yarattığı en mükemmel varlığın 7000-8000 yılda dünyayı yok etme noktasına getirmesi bence Tanrı için hayal kırıklığı olmalı. Oysa ben bunun insan egosunun bir uydurması olduğunu düşünüyorum. Yaşamı var eden (üst akıl, bilinç, Tanrı, yaratıcı) insan denen varlık gibi diğer varlıklarında gelişmesini ve ilerlemesini ister diye düşünüyorum. Ben gerçek Tanrıyı hep ş&oum... Devamı

10 07 2017

YARIN BUGÜNDEN DAHA GÜZEL OLACAK -ADALET YÜRÜYÜŞÜ-

Planlı, programlı çalışmayı ve işime titizlenmeyi severim. O yüzden benden bir şey talep edildiğinde yapabileceklerimi tek tek sıralar ve onun ötesinde bir şey ile meşgul olmayı sevmem. Çünkü başka şeyler ile meşgul olmak sizi asıl yapacağınız işten uzaklaştırır ve veriminizi düşürür. Siyaset benim hep ilgilendiğim bir konu olmuştur. Bu ülkenin Cumhurbaşkanlığını bana teklif etseler kabul etmem ancak yerel düzeyde siyaset yapmayı çok istiyorum. Yerel siyasette sokağa inme şansınız var, sokaktaki ile ilgilenme ve sokağın derdine çare üretme şansınız var. Bunun için yerel düzeyde yapılacak siyasi çalışmalar içinde beni görmek isteyenlerle aynı masaya oturduğumuzda aynı şeyleri söyledim. Yapabileceklerim, şunlar ve şunlardır. Onun ötesinde benden bir şey istediğinizde benden verim alamazsınız. Oldum olası toplantı adı altında başkanın, patronun ya da müdürün ahkam kesmesini hiç sevememişimdir. Tek kişinin yönettiği ve tek kişinin karar açıkladığı ve sadece size söz veriliyormuş gibi gazınızın alınıp konuşturulduğu hiç bir işe yaramayan toplantılar beni boğar. İşte böyle bir kaç toplantıya gittiğimde " SİYASETİN SOKAKTA YAPILMASI GEREKTİĞİNİ VE MUHALEFET PARTİSİNİN EYLEMSİZ KALAMAYACAĞINI NEDENLERİ İLE BERABER ANLATTIM" Toplantıyı yöneten başkan sıfatını taşıyan kişi dahil bunun iyi bir fikir olmadığını, sokaklarda çatışma çıkabileceğini söylüyordu. Oysa akıl sahibi insanlar çatışmalara sebep olmadan da eylem yapabilirler. Benim canımı dişime takarak söylemek istediğim şey "Adalet yürüyüşü"nde olan şeydi. 25 gün boyunca tek bir olaya sebep olunmadı. 25 gün boyunca hiç bir tahrike, hiç bir kumpasa düşülmedi. B&... Devamı

07 07 2017

BÜTÜNSEL BAKIŞ, BİREYSEL BAKIŞ.

Bütünsel baktığında kim koymuş bu sınırları.Kim dünyayı devlet adı altında tek tek bölüp parçalamış ve hatta neden yapmış bunu.Türk kim, İngiliz kim, Yunan ya da Fransız kim? insan değil miydik "Galü bela" denilen yaratılışın start noktasında.. Kim böldü bizi, kim isimlere ayırdı.  "Tanışasınız, sevişeniz diye insanları kavimlere ayıran Tanrı ise" neden ortaya sevgi ve tanışma değil de savaşlar çıktı. Bir Türk'ün bir Suriyeliden ne üstünlüğü olabilir? Bir Arap neden bir Yahudiye düşman olur? Neden sınırların içinde hapis hayatı yaşarken, özgür bir dünya inşa etmek için "insan" olarak el birliği yapmayız? Neden bu dünyayı yönettiğini zanneden bir avuç insanın sofrasına yemek taşırız? Özgürlük bilincimizi neden yok ettiler? Neden gündelik koşuşturmalara bizi mahkum ettiler? Neden birimizin canı yandığında hepimizin canı yanmaz oldu? Sorunun kendisi ile ilgilenmek yerine sanırım sonuçları ile ilgilendiğimiz için soruların cevabını yakalayamaz olduk. Sorunun kendisi şu? Biz insan olmak için dünyaya geldik. Bizden istenen Arap olmak, Türk olmak, İngiliz olmak, Yahudi ya da müslüman olmak değil. Bizden istenen insan olmaktır. Sanırım insan olmak için dünyaya geldiğimizi unuttuk. Bugün evde ruhumu kanatan bir yazım ile karşılaştım. Suriyeliler ile ilgili yazdığım bir yazı. O yazıdan utandım. Ne olur ki, bir dilim ekmeği insan gibi bölüşürsek.. Ne olur ki evimizi paylaşamazsak bile sokağımızı paylaşırsak.. Dün tecavüz edilip çocuğu ile beraber öldürülen kadından sonra beynimde cehennem ateşleri tutuştu. Biz Suriyelilerden çok mu daha namusluyuz? Biz Suriyelilerden çok m... Devamı

23 06 2017

SALTANAT MI, DEMOKRASİ Mİ?

Demokrasinin sandıkta tecelli ettiğine dair yanlış bir inanç vardır. Bugünün iktidarı, liderini pek sorgulamayan seçmen kitlesine bunu özellikle vurgulayarak kabul ettirmek istiyor. Demokrasiler sandıkta tecelli etmez. Sandıkta sadece siyasi tercihler ortaya konulur. Görüşlerinize en yakın siyasi partinin ülkeye hükümet etmesini seçersiniz. Demokrasi ise hükümet ettiği ülkedeki bütün renkleri, inançları, etnik kökenleri, hukuk normları içinde adaletle yönetmekle mümkün olur. Hiç kimse kişisel haklarını kullanmak için hükümetten izin almak zorunda değildir. İzin almak zorunda kalıyorsa bunun adı demokrasi değildir. Sadece yetkililere "Ben kişisel haklarımı kullanmak istiyorum" diye bilgi verirsiniz. Demokrasilerde hükümetler kişisel hakkını kullanan vatandaşına bir zarar gelmesin diye sizin güvenliğinizi sağlar. Bunun için haberdar edersiniz devletin ilgili birimlerini. Halkının %99.9'u müslüman olan bir ülkede bir mecusi gelip "Ben ateşe taparak ibadet yapmak istiyorum" dediğinde hükümet eden kuvvet, yetkili birimi aracılığı ile bu vatandaşın ibadet hakkını güven içinde sağlamak zorundadır. Tam tersi; % 99.9'u ateist olan bir ülkede bir müslüman, bir hıristiyan, bir yahudi ben inançlarıma göre ibadet etmek istiyorum dediğinde hükümet eden kuvvet demokrat ise bu hakları güvenli bir şekilde sağlamakla görevlidir. Sandıkta oy kullanmak başka bir şeydir, demokrasi başka bir şeydir. Bugün dünyadaki bütün diktatörlerin çoğu ülkelerindeki seçimlerde % 90'lara varan oy oranları ile seçilmişlerdir. Ancak sandıktan çıkan bu sonuç oralarda demokrasi olduğunu göstermez. Demokrasi, bilinç... Devamı

17 06 2017

İSLAM MI İNSAN, İNSAN MI İSLAM?

“Adem'in bir dini yoktu. Çünkü bildiği tek şey iNSaN OLduğuydu”  Mehmet TEKECİ İsLaM, insanlık için ortak bir kelimedir. İnsanlığın altında gölgelendiği şemsiyedir. Yaşama dair ne varsa bu şemsiyenin altındadır. Bu şemsiyenin altından kim birini kovmaya çalışırsa yaşamı var edene isyan halindedir. DiN hiç bir zaman bir neden olamaz, din bir sonuçtur. CeNNeT ve CeHeNNeM OLmasa da hayatını doğruluk, dürüstlük ve insanlık değerleri üzerine kurmuş bir kişinin her hangi bir öğretiye, bir dine  ihtiyacı yoktur. MaHŞeR’de hesaba çekileceğini düşünerek bir insan iyi olamaz. O yine insan olamamıştır. İnsan olmak iSLaM olmaktır. Yani tüm yaşamı bağrına basmaktır. iSLaM insanlığın evrensel değerler çıtasıdır. Müslüman, evrensel değerleri hayatında komple yaşayan kişi demektir. iSLaM'a salt din gözüyle bakanlar onu kurallara boğmuşlar ve içinden çıkılmaz ve çoğunu yapma imkanı OLmayan fiilller bütünü haline getirmişlerdir. Bir evrensel olguyu etiketlediğinizde onu evrensellikten yerelliğe indirgemiş olursunuz. iSLaM gibi evrensel bir projeye, onun taraftarı olduğunu zanneden insanlar bu kötülüğü yapmışlardır. Evrenin hangi köşesi olursa olsun, insanlık değerleri canlı tutuluyorsa ve yaşanması için emek veriliyorsa orada iSLaM vardır. iNSaN ve iSLaM, RuH ve BeDeNdir.   Kendisine MüSLüMaN adı verenlerin savunma olarak kullandıkları “GERÇEK İSLAM BU DEĞİL” sözü doğrudur. Gerçekten onların yaşadığı gerçek islam olamaz. Çünkü islam evrensel bir projedir. Sponsorluğunu Tanrının yaptığı ve insanlığın ortak değeri olarak yine insanların yaşattığı ortak bir projedir. İnsanlığın ortak değeri olan bu projeyi sadece kendi kafalarına göre kesip biçip... Devamı

20 05 2017

BU KİTAP KİME HİTAP EDİYOR?

Kur'andaki bütün hitap şekilleri müslümanlara idi aslında. Onlar ise bunu hiç üzerlerine almadılar. Hep başkalarına yükleyerek kaçak güreştiler. Kitap Firavun dedi, Mısırda yaşayan adam zannettiler. Kitap Karun dedi, 3.500 yıl önce yaşayan zengin ve cimri adam dediler. Kitap Nemrut dedi, İbrahimi ateşe atan adam dediler. Kitap zalim dedi üzerlerine alınmadılar. Kitap ey ehli kitap dedi, onlar bu yahudi ve hıristiyanlar dediler. Kitap münafıklar dedi, biz değiliz dediler. Kitap yahudiler dedi onlar İsrailliler zannettiler. Oysa yahudilik bir milletin değil, gericiliğin ve yobazlığın ortak adı idi.  Kitap inançlarını çok ucuz fiyata satanlar dedi, kimse üzerine alınmadı. Kitap ruhbanlık yok dedi, her biri bir köşe başını ve ekranı tutmuş ruhbanların hiç biri üzerine alınmadı. Kısaca müslümanlar bu kitap bizim kitabımız dediler. Ancak ne anladılar ne de dinlediler. Ne de içindeki hitapları üzerilerine alındılar. Kıyamete kadar geçerli dedikleri kitabı arap yarımadasından çıkarıp evrensel bir mesaj haline getiremediler. Oysa İslam demek "evrensel mesajların" toplamı değil miydi? Hem de barış, huzur, esenlik getirecek evrensel mesaj... O halde "Rabbın huzuruna yüzü kızarmadan, alnı açık çıkacak tek bir müslüman yok yerküre üzerinde" Boşu boşuna huri ve cennet hayali kurmayın. Cehenneme çevirdiğiniz dünya sırtınıza yük olup binmedikten sonra, dünyaya verdiğiniz zararı elek gibi eleyip temizlemedikten sonra hak din, hak kitap söyleminiz havada kalacak. Ya İslam olacaksınız ya da rezil gibi yaşayıp aşağılık hayatların figüranı olacaksınız.  Eğer islam barış dini ise sözünüzü tutun. Dünyaya barış getirin. Ya da İslamın sırtından düşü... Devamı

17 05 2017

19 MAYIS OLGUN RUHLARIN YÜREKLERİNDEKİ ÖZGÜRLÜK ANDIDIR.

O gün olmak ya da olmamak sözünün tüm geçerliliğiyle hüküm sürdüğü bir gündü. Yok edilmek istenen bir milleti 19 MAYIS 1919 tarihinde Samsun’a çıkarak, gözlerinde yaktığı özgürlük ateşini yorgun, bitkin ve umutsuz Türk milletinin yüreğinde yakmayı başararak noktalamıştı.  19 MAYIS OLGUN RUHLARIN YÜREKLERİNDEKİ ÖZGÜRLÜK ANDIDIR. Yüreklerde yankılanan bu andın sesini özgürlük bilincine kavuşmuş ve tabiiyet kültüründen kurtulduğumuzda anlayabileceğiz. 19 Mayıs koltuğuna yapışmış ve vatanı için ölmeyi bile göze alamayan ihtiyar bir padişah, iktidarını saltanata çevirmiş ve saltanatı bitmesin diye vatanı düşmana peşkeş çeken bir sadrazama rağmen, başını bir kez düşman gemilerine doğru çevirip “ GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER” diyerek tek cümlelik bir manifestoyla iradesini ortaya koyan ve bu iradeyi gerçekleştirmek için 19 Mayıs tarihini seçen KADERE TESLİM OLAN DEĞİL, KENDİ KADERİNİ KENDİ YAZMA cesaretine sahip bir insanın bütün halkına bu inancı aşılamak için yola çıktığı tarihtir. 19 Mayıs tarihinde özgürlük ateşini yakan, 23 Nisan 1920 de özgürlüğün temeli olan Türkiye Büyük Millet Meclisini açan ve 09 Eylül de İzmir’de özgürlüğün bayrağını dalgalandıran, 29 Ekim 1923 de yaktığı özgürlük ateşinde bütün milleti ısıtacak cumhuriyeti kuran dev yürekli adam bu rüyayı 3,5 yılda gerçekleştirdiğinde bir millet sadece özgürlüğünü kazanmıyor, küllerinden doğarak yeniden dirilişin destanını da yazmış oluyordu. Öyle inanıyorum ki Tanrı imza atacaksa böyle bir mucizeye imza atardı. Bu yüzden bu tarihi gönülde... Devamı

24 04 2017

YAZI YAZMAK HAYATTIR.

  Sözcüklere ruh giydirip can vermek göründüğü gibi kolay değildir. Harf dediğin cansız varlıkları, kelime dediklerin ile canlandırıp, cümle dediğin kuşlarla uçurmak hakikaten önemlidir. Jestler ve mimikler olmadan duygularınızı, heyecanınızı, düşüncenizi ve bilginizi kelimelere sihirli dokunuşlar yaparak anlatabilmek Tanrısal bir yetenek olsa gerek. Bütün kadim bilgiler yazı ile gelmiştir. Tarih yazı ile başlar.  Yazıyı bulmak insanın içinde var olan nehirleri okyanusa doğru hareket ettiren bir güç olmuştur. Anlatmanın sihrine gerçekten çok inananlardanım. Yazı ile anlatmayı gittikçe yükselen oksijen basıncına rağmen zirveye çıkma heyecanı ile yol alan dağcıya benzetirim. Zirveye bayrak dikmek tamda budur işte. Harflere can verip onları teker teker uçurmak. Anlamsız harflere anlam kazandırmak, cümlelerin içine duygu koymak, kelimelere enerji yüklemek.  Yazmak gerçekten muhteşem bir şey. Yazmayı çok seven biri olarak her yazdığım yazının yarınlara bir kayıt olarak düşecek olması beni hep heyecanlandırmıştır. Yazı yazmak yarınlara atılmış bir tohumdur. Tabi ki içinde yarınlarda yaşayacak kuvvette fikirler barındırıyorsa. Dedim ya! Yazı yazmak harflere can vermektir.  İşte o yüzden sevmişimdir yazı yazmayı.  Bugünden yarınlara kelimelere kanat takıp uçurmak kadar muhteşem bir şey.  İşte o yüzden yazı yazmak bir sanat değil, yazı yazmak bir hayattır. Mehmet TEKECİ... Devamı

20 04 2017

TANRI DOĞAR MI ?

Tanrı ve doğum kelimelerini yan yana getirdiğinizde karşınıza hemen İHLAS suresini koyarlar. “O doğmamış, doğrulmamıştır” Bu bakış açısı bile insanlarımızın-istisnalar hariç- düz mantık düşündüğünü ve beyin loplarının sorgulamadan ne kadar uzak olduğunun ispatıdır. “Doğmak” her zaman anne ve baba ile anlatılamayacak kadar geniş bir kavramdır. En basit haliyle gündelik hayatta kullandığımız “Bugün güneş doğdu” dediğinizde o gün güneşi bir anne baba doğurmamıştır. “Yaşadıklarıma dair bir umut doğdu” dediğinizde umudu doğuran yine bir anne baba değildir. Tanrı’nın varlığı veya yokluğu tamamıyla sizinle bağlantılı bir konudur. Dünyanın en sağlam delilini dahi getirseniz kendini açmamış bir insana Tanrının varlığını kabul ettiremezsiniz. Bu subjektif her kavram için geçerlidir. Subjektif olanın, sizin için objektif olabilmesi için onu kabul edebilecek tek akıl sizde vardır. Başka hiçbir akıl size onu elle tutulabilir ve kabul edilebilir hale getiremez. Kur’andaki “Gayb” ilmi bize sonsuzluk içinde her şeyin bir gün kabul edilebilir normlarda yada inkar edilemez ilim şeklinde karşımıza çıkabileceği göstermek için ilahi kudret tarafından sunulmuştur.  Tanrı doğar mı? Evet, Tanrı doğar, hem de nasıl doğar. Eğer bir kez doğarsa hayatınıza bir daha sonsuza kadar çıkmamak üzere doğar. Tanrının var olması sizin aklınızın ve yüreğinizin konusudur. Onun içinizde bir gerçek olarak doğmasını isterseniz sizin için sonsuz bir varlık olur. İçinizde doğan Tanrı sizin için var demektir. Sizin var olanın başkası tarafından delillendirilmeye ihtiyacı yoktur. O yüzden kainatta Allahın varlığını kabul ettirebilecek tek bir delil yoktur. Bir başka açıdan sonsuz delil vardır. Bu tamamıyla size bağ... Devamı

13 04 2017

BUGÜNKÜ SİYASİ ZİHNİYET VE SİYASİ AHLAK

Okul yıllarımda hep siyasetin içinde oldum. Bir gün içinde 20-25 kişinin öldüğü yıllardı. O zamanlarda bir siyasi parti saflarında olmayan insan neredeyse yok gibiydi. 1980 ihtilalinde Liseye yeni başlayan bir öğrenci idim. 1984 yılında okuldan mezun olduğumda şartlar din görevlisi olarak görev yapmamı gerektirdi. 2000’li yıllarda hayatı, inançları ve siyaseti sorgulamaya başladığımda aslında bize anlatılan hiçbir şeyin ama hiçbir şeyin doğru olmadığını yavaş yavaş anlamaya başlamıştım. Sokaklarda dava uğruna devrim uğruna yitip giden canların ardından siyah gözlükleri takıp şehit nutukları çekildikten sonra herkes kendi hayatına dönüyordu. Ateş düştüğü yeri yakmaya devam ediyordu. Ancak bu adamların yüreğine ve ocağına hiç ateş düşmüyordu. Davayı anlatanlar yaşıyor, davayı savunanlar ölüyordu. 13 yıldır ülkemizi yöneten zihniyetin içinden geliyorum. Hayatımın üçte ikilik bölümü onların içinde geçti. Bilinç olarak onlardan ayrı olsam da fiili olarak hala onların çoğunlukta olduğu yerlerde yaşıyorum. Bu zihniyetin sahip olduğu bütün kodları biliyorum. Yaşamsal yanlışlarını ve vicdanı yaralayacak hatalarını kutsalların ve dava adını verdikleri kendi subjektif kavramlarının ardına sığınarak nasıl gizlediklerinin farkındayım. Makam ve saltanata bu kadar düşkün olduklarını bilmiyordum. Makam ve saltanat için bu kadar alçalabileceklerini gerçekten düşünmemiştim. Makam ve saltanatı bu kadar körü körüne tüm yanlışları ile ölesiye savunabileceklerini hayal bile etmemiştim. Bu dönemde bu hastalıklarına şahit oldum. Bir ülkede muhalefetin kuvvetli olması gerektiğine inanan bir insanım. Devletin bütün kurumları ile çelik çomak g... Devamı

24 03 2017

YAZI YAZMAK NEDEN ZORDUR?

Yazılarına ve düşüncelerine güvendiğim ve fikirleri kaldırıp atılacak cinsten olmayan arkadaşlarım var. Ancak bazıları basit hatalar yaptıkları için çok önemli yazılarını kendi elleri ile çöpe atıyorlar. 1- İnternette bir yazıyı baştan aşağıya büyük harflerle yazmak, bu yazıyı okumayın, çöpe atın demektir. Çünkü bir sayfa dolusu büyük harfle yazılmış bir yazıyı okumak çok zordur. 2- Tabiidir ki herkes dil ustası değildir. Dil bilgisi ve gramer bilgisi yeteri kadar gelişmemiş olabilir. Bu normaldir. Ancak içeriği hatalarla dolu bir yazıyı okumak gerçekten çok zordur ve içindeki fikir ne kadar güzel olursa olsun çöpe gidecek demektir. 3- Normal bir cümlenin de, devrik bir cümlenin de oluşmasının bir kuralı vardır. Bu kurala yeteri kadar sahip olmayabilirsiniz. Ancak ne anlattığı belli olmayan cümleler kurmak yazdığınız yazının çöpe gitmesine sebep olacaktır. 4- İnternet ortamında yazı yazmak jest ve mimiklerden uzak olarak anlatmak istediğiniz her şeyi kelimelerin sihrine güvenerek anlatmaya karar vermek demektir. Bunun için konuşma dilinizin çok gelişmiş olması gerekir. 5- Gündelik konuşmalarınızın çoğunu Evet, Hayır olarak cevaplandırıyorsanız yeteri kadar konuşacak kelime dağarcığına sahip değilsiniz demektir. Günlük konuşma hazinesi 50-75 kelime ile sınırlı olan insanların düşünce, fikir ortaya koyabilmeleri mümkün değildir. 250-500 kelime arası konuşan insanlar anlatmak istediğini orta kararda anlatabilen ama yazması yine de zor olan insanlar grubuna girer. 500 ve üzeri kelime ile gündelik hayatında konuşan insanların düşünme ve fikir ortaya koyma ve bunları yazarak ifade etme yeteneklerinden söz edilebilir. 6- Bulunduğumuz toplumda karşı duruş sergilediğiniz insanların daha ikin... Devamı

10 03 2017

KEŞKE VİCDANLARIN AYNASI OLSA.

Keşke vicdanların bir aynası olsa da görebilsek. Şu an şu saatte bu ülkede kaç tane kadın yediği dayaktan, uğradığı tacizden, insan yerine konulmamaktan gizli gizli kanlı gözyaşları ile yastıklarını ıslatmakta. İşte bu yüzden Ankara'da siyaset edebiyatı yapan insanların söylediğinin tek bir önemi yok. İşte senin kutsal diye anlattığın inancının hiç bir değeri yok. İşte bu yüzden senin koçluğunun, spritüelliğinin, ezoterik bilginin, din adamlığının, evliyalığının, ulemalığının, kutsal referanslarının, hakikat diye yutturduğun yalanların hiç bir değeri yok. Ahlak terk etti bizleri. Toplumsal bilinç yerlerde sürünüyor. Geleceğimizi kurtaracakmışız. 90 yıl önce vurulan prangadan kurtulacakmışız. Musa geleli 3.500 yıl, İsa geleli 2000 yıl, Hz. Muhammed geleli 1400 yıl oldu. Adam haykırıyor. Kılıcından kan damlatarak adalet, merhamet ve şefkat götürecekmiş dünyaya.  Yanıbaşındaki evde, belki de odada gözlerinden kanlar akan kızlar, kadınlar, yetimler ve yoksullar var. Görmüyor. Görmek istemiyor. Kandırıldığı kutsal referansların arkasına sığınıp seslenmek ne kadar da okşuyor egosunu Aynı yastığa baş koyduğun 30 yıllık eşini prangaya vurmuşsun. Sen kimsin pranga çözecek. Beynine bir bak. Bir dostum nede güzel söylemişti. Amigdaladan seslenmeyi bırak, Korteksini harekete geçir. Ne mi onlar? Zamanın evliyası google hazretleri söyler yaz ve öğren. 13 yaşında tecavüze uğrayan nikahlı kızlarımız. Tecavüzü nikahla meşrulaştıran ahlaksız yapı. 35 yaşındaki koca adı verilen ahlaksızın 13 yaşındaki bir kızın umutlarına sapladığı hançer. Ve sen saraylarda saltanat sürenlere ellerin patlayana kadar alkış tutarak insanlık oyunu oynayacaksın Ya sen? Bu sorumluluğun sahibi sen değil misin? Yitip giden umutların katili ... Devamı